Ağlar melil melil bilmem nedendir
Ak yerine karaları başına
Bağlar melil melil bilmem nedendir
Ağ'rır başım kulaklarım çınılar
...
Devamını oku »
Ağlatmadı güzel güldürdü beni
Ben güzelden böyle vefa ummazdım
Ak göğsü üstüne kondurdu beni
Şahin gibi yükseğinden uçarken
...
Devamını oku »
Görülmeyi görülmeyi
Siyah zülfün halkalanmış
Örülmeyi örülmeyi
Mendilim yudum arıttım
...
Devamını oku »
Silemedim gönlümden ismini, sevgimi ah güzeller güzeli
Hasretinle yanıp kavrulur bedenim, dertler sinemi döverken
Göremedim karşımdasın, kör oldu gözlerim ah güzeller güzeli
Aşkına esir oldum günlerdir, ümit ile hasret ile beklerim
...
Devamını oku »
Kör şeytanın şerrine bizi sarma Allah’ım.
Harama meyil vermem,iyi gözle bakarım.
Nefsimize hakim kıl,bizi yerme Allah’ım.
...
Devamını oku »
A harfinden bir çarşı güneşi yüzünüzde
Hèlene uyruklu bir rüzgârdınız her şiirde
Benimdi, Ronsard'ın bir ülkesiydi yeriniz.
Şimdi kim bilir İstanbul'sunuz değilsiniz
...
Devamını oku »
Önce rüzgârın öptüğü, sonra benim öptüğüm
Bu bitmemiş şiirler senin ayakbileklerin
Soluğun, kokun, karnın, gölgeli gözlerin
Bu böyle çözülü göğsün, enine boyuna dudakların
Sabahlara kadar ki büyük gözlerin böyle
...
Devamını oku »
Senin istediğin, para güzelim.
O zaman pazara uğra güzelim.
İstemem satılan, yürek güzelim.
Borsasın daha kuran olmadı.
...
Devamını oku »
Korkuyorduk doğruları söylemekten en çok doğrular korkutuyordu bizi. Hepimiz sahte bir yüz takmıştık, gerçeği kendimizden bile saklayarak. Gülermiş, severmiş, anlarmış gibi yapardık; gülmeden, sevmeden anlamadan. Öyle çoktu ki öyle alışmıştık ki benimsemiştik ki bize ait olmayan kokuşmuş maskelere. Kendimizi anlamadan başkasını anlayabilir miydik? İyi ya da kötünün ortası olmaz ya; iyi olurdu ya da kötü. Bir İran masalında sevdiği kadını arayan bir adam anlatılır, aynı ruhla başka bedenlerde. Adam kadını hiç beklemediği bir yerde bulur. Elinde kazma ile tarlada elleri nasırlı kadını bulduğunda adam çok üzülmüş, sevdiği yüzyıllarca aradığı kadını bulmuştu. Bir sebep kalmamıştı, yollara düşmemesi anlamsız olurdu ama adam mutsuzdu aramayı seviyordu özlemeyi kim bilir belki de acı çekmeyi.
Ne kadar tanıyorduk birbirimizi, en yakınımızdaki insana bile anlatamıyorduk. İçimizde sızlayan yaralarımızı… Biz hep ön bahçede oynuyorduk oyunları, ön bahçede otlar özenle kesilmiş, böceklerden arındırılmış tertemizdi. Aynı bizler gibi, aynada kanayan yüzlerimiz gibi. Ya arka bahçedeki otlar, uzun ağaçlarda böcekler bakımsız ama gerçek. Çünkü arka bahçeyi sahibinden başka kimse görmüyor. Arka bahçe bana sevdiğim bir sözü anımsatıyor. ‘İnsan söyledikleriyle değil sakladıklarıyla insandır’. Bizlerde ön ve arka bahçe gibiyiz. Ön bahçe bize ait olmayan bize aitmiş gibi gösterdiğimiz yüz arka bahçe iyi ya da kötü gerçeğin ta kendisi, insanın sakladığı korktuğu ne varsa sıkıştırılmış unutulmuş, zaman zaman utanılmış. Arka bahçe görülen değil saklanan yüzümüzdü. Bedenimiz kadar gerçekti.
Tiksiniyordum, kusuyordum çoğu zaman yalan bir günün gecesinde. Ne kadar gerçeklerdi. Neden sevmiyordum ben onları, neden bu kadar çok soru soruyordum kendime bu düzmece dünyada kurulan bu düzene ben neden alışamıyordum neden benimseyemiyordum. Terler içinde uyandım kızgınlıkla. Ve yine bir sözü anımsadım: “Kimseye muhtaç kalma kimseyi muhtaç etme.” Yüzlerce iz bulabilirdik geçmişimizde, fotoğraflarımızda. Anımsadığımızda canımız çok yanardı. İnan bu insancıklar beni korkutmuyor, tiksiniyorum kusuyorum hepsi bu… Şimdi bu kadar bokun içinde iyi olan bir şey yok mu? Varda sayısı mı az, dillerini mi yuttular, kalemlerini mi kırdılar, ürküp kabuklarına mı çekildiler? Oyunlar oynamıyor artık sokaklarda. Hava karardığında annesinin sesiyle eve çağrılan üstünü kirlettiği için azarlanan çocuklar yok. Bu düzen bu dünya kirlendi omuzlarına kadar pisliğe girdi.
...
Devamını oku »