35
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
3279
Okunma
Tabiri caizse “mahşer yeri” gibiydi Adana Otogarı. Sülüsünü alan gençler sırtlarında al bayrak, onu uğurlamaya gelen yakınları doldurmuştu her yeri. Hemen her topluluğun arasında davulcu vardı, gökler çınlıyordu adeta gerilmiş deriye vuran tokmaktan. Halay çekenler mi ararsınız,ağlayanlar mı, askeri havaya atıp tutanlar mı?
Bilemem artık başkaları da var mıydı yapayalnız ama biz vardık orada. Küçük kızım oğlum ve ben. En küçük oğlumdu, babası doğduktan kısa bir süre sonra vefat etmişti. Bana çok bağlıydı, ben de ona. Eh biraz yaramaz bir çocuktu ama evlat işte böyle günlerde unutuluyor hepsi. Hemen gitmesi gerekiyordu,ama bilet kalmamıştı, Adana daha büyük diye şair arkadaşım Şükran Ay’dan rica etmiştim biletimizi alması için. Gece saat 21.00 gibi otogarda buluştuk,yanımızda bir de Şükran teyzesi oldu böylece. İnsan arıyor böyle zamanlarda yanında eşten dosttan akrabadan birilerini, ama başka kimse yoktu. Kalabalığa, o şevkli hallerine baktıkça daha çok içim buruluyordu. Ağlamak isteyip de ağlamamaya çalışmak ne kadar zordur bilirsinizdir sanırım. Göz pınarlarım, damlamakta olan yaşı yeniden yutuyordu. Moralini bozmak istemiyordum oğlumun.
Şükran bir ara oğlumun elinden tutup halay çekenlerin yanına doğru sürükledi, alın bu askeri de aranıza dedi. Oğlumun itirazına rağmen aldılar onu da, bir süre onlarla oynadı oğlum da. Bingöl’lü bir topluluktu, bir zamanlar ortanca oğlum Bingöl’de askerlik yapmıştı komando olarak, çok arkadaşı şehit olmuş,kendisi de ölümden dönmüştü, şiirler yazmıştım “Ey Bingöl, dağlarını yakarım diye”. Şimdi Bingöllü topluluğun içinde onlarla aynı heyecanla bir aradaydı küçük oğlum. Askerlere silah çekenler bilmezlermi ki aralarında kendi soydaşları da olduğunu?
Daha sonra Adanalı bir gurubun yanına gittik, oğlumun da askere gideceğini öğrenince bu da bizim kardeşimiz, “Adanadan gidiyorsa Adanalıdır” diyerek sarıldılar. Sanki hepsi yıllardır tanıdığım insanlar gibiydi. İlk girdiğim zaman ki ruh halim kalmamıştı,hüznün yerini heyecan ve gurur alıyordu. Oğlum büyümüştü, asker oluyordu, vatan için göreve gidiyordu. Zaman su gibi akıp geçti, tekbirlerle, alkışlarla, marşlarla otobüse bindirdik evlatlarımızı ve gözlerimiz yaşlı kaybolana kadar otobüsün arkasından baktık. Adanalı guruptan ayrılıp “bu gece bizde kalın “ diye ısrar etmesine rağmen Şükran Ay’ı evine gönderip Mersin’e dönmek için aracımıza geçtik.
Oğlum Kütahya’ya gidecekti, orada da Züleyha Özbay Bilgiç vardı, karşılarız ilgileniriz demişlerdi. Bu sabah görüştüm oğlumla, Züleyha’nın eşi M. Bey gelmiş almış oğlumu. İçim şimdi o kadar rahat ki, sanki abisi, babası yanında gibi geliyor bana. Sevgili Şükran Ay’a, Züleyha Özbay Bilgiç ve eşine, halaylarına katan Bingöllü topluluğa, bir aile sıcaklığıyla sarıp sarmalayan Adanalı topluluğa binlerce teşekkür ediyorum. Küçük oğlum asker oldu, vatanı için gerekeni yapacağına inanıyorum, çünkü o bir aslan yavrusu, çünkü o adı gibi yiğit, çünkü adı Alparslan, Alparslan Kırat.
*
Kendimi en yalnız, en çaresiz hissettiğim zamanlarda bile var olduğunu bildiğim kocaman bir ailenin içinde yer almaktan duyduğum huzur ve güveni bana veren edebiyat defterindeki bütün dostlara teşekkürler.