6
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1405
Okunma

Düşünmek…
Bazen öyle yorar ki insanın beynini ve bedenini, sanki tonlarca yük taşımışçasına bitkin ve berbat hisseder insan kendini. Kan ter içinde kalır insanın gövdesi ve eti kemikten sıyırırcasına sıyrılıp bedenden firar etmek ister ruh.
Düşünmek…
Kurumuş bir ağaçta budak iken ışkına durmak gibi. Hatta yeşil yaprakların hayaline dalıp, olmazı oldurmak gibi. Kuruyan köklere gözyaşınla saldığın cansuyunda tohum, tohum çoğalmak gibi. Asırlardır devrilemeyen bir çınarın gölgesinde yeni bir tarih yazarken soluklanmak gibi...
Düşünmek...
Hoyratça, haince koparılıp, elinizden alınanı. Yolunu beklediğinizi. Saatleri yıla döndüren bekleyişlerden umudunuzu esirgemeden ama hep yüreğinizin bir köşesini tapulamışçasına oturan ya gelmezse korkusuyla baş başa.
Düşünmek…
Kapıdan uğurlarken, Allah’a emanet ettiğiniz evinizin direğinin hangi gidişinin son olacağını. Gülerek uğurladığınız ve dönmesi için dualar ettiğiniz eşinizin bir gün ŞEHİT olacağını bilmek hatta bunu bile, bile sırf ona hissettirmeden gözlerinizle uzun, uzun öperek işine uğurlamanın sancılanışlarında gülümsemek.
Düşünmek…
Her günün ömründen çaldığı stres ve sıkıntıların ardından bitimsiz bir ordu gibi gelen, ne yaparsanız yapın gitmeyeceğini, sizi esir alacağının farkında olduğunuz o ‘ya’ korkusunu gözlerinize sızdırmadan yaşamak öyle zordur ki… Çoluk çocuğa hissettirmeden akşamın olmasını ya da sabahın tez gelmesini beklemek ne büyük bir işkencedir.
Düşünmek…
Bir lokma ekmek için çekilen sıkıntılara katlanarak, her şeye rağmen mutluluk oyunu oynarcasına hem de ne zordur. Ateşe yüzün hep dönüktür ve hep yanıktır gülümsemelerin, ağlamaların. Alev yalar düşlerini… Vınlayan bir kurşun veya patlayan bir bomba ile mayın böler uykularını… Tek suçunsa ya bu devletin POLİSİ ya da ASKERİ olmaktır.
Düşünmek…
Gözlere yerleşen öfkelerde sizin payınız olmadığını mı? Kardeş! İşte bu kelime hem anlam adına deryadır hem de yaşamak adına… Önce anlamı ne kadar yaşattınız içinizde ona bakmalı. Hep ‘Kurtuluş Savaşı’dır dem vurduğunuz. Hep Malazgirt’tir. Madem dün dosttunuz da(!) bu gün neden bu çirkin oyunların içine kendinizden bile önce çocukları itecek kadar yüreksizsiniz?
Sizi ve bizi… Düne kadar biz hep sizinle bizdik. Bu gün ne oldu da siz, siz olmayı seçtiniz? Esir miydiniz YOKSA KÖLE Mİ?
Düşünmek…
Daha düne kadar sırf ASKER ya da POLİS OLDUĞU İÇİN HAİNCE VE KORKAKÇA SIRTINDAN VURULANLARI… Dağlara çakallara özenerek kurduğunuz pusularda şehadete uçurduğunuz yiğitleri. Eli kınalı gelinleri ve otobüslerde yakarak öldürdüklerinizi… Hatta çiçeği burnunda körpecik Serap’ları…
Düşünmek…
Annesinin karnında, ana kucağında, yolun başında hatta okulundan alınıp bayrağa sarılı tabut başına getirttiğiniz çocukları. Evladını seccadesi başında dualarla bekleyen ana-babaları… Elinde resimle avunarak dört gözle yol bekleyen yavukluları… Selam durarak büyüğü veya küçüğü fark etmeyen kardeşine selam vererek veda ya mahkum ettiğiniz karındaşları…
Düşünmek…
Bizi ayırıp siz yaparken… Kardeşi düşman etmek için elinizden geleni ardınıza koymazken ( ayrı bayrak ve özerklik gibi )… Dost(!) olduğunuzu sokaklarda ve dağlarda yakarak, yıkarak ve sırtından vurup şehadete uçurduklarınızla ispat ederken…
Ve sormak size;
-Hangi ağlak bakıştan ve hangi kahırdan daha haklıdır serzenişiniz?
Ve sormak gerek size;
Her şehit uğrulamasında, olan bitenden habersiz ama baba diye ağlayan çocukların gözlerine bakarak, halkı olan bizdik, o haksızdı diyebilecek kadar vicdanınız müsterih midir?
Siz onca kalabalık insan arasında babasını arayan çocuğun gözlerine baktınız mı hiç?
Vicdanı rahat insan ancak dost ve kardeş olmaya meyleder...
Saygılarımla
HÜZÜN ŞAİRİ; NİĞMET YILDIZ.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.