5
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1208
Okunma

-Hayatım, bana şu tereyağını uzatır mısın? dedi Semra, kocası Orhan’a.
Kahvaltı ediyorlardı.
-Elbette, dedi Orhan öylesine. Aldırış etmeden bir yandan gazetesini okuyor bir yandan da elindeki fincandan çayını yudumluyordu.
Semra, uzanıp kendisi almak istedi tereyağını, yetişemedi.
-Orhan! Diye gürledi sesi bu kez Semra’nın.
Gayet sakin gazetesini okumaya devam eden Orhan, şöyle gözlüklerinin altından karısına bakıp:
-Efendim, dedi.
-Tereyağı!
-Ne olmuş tereyağına?
-Senden tereyağını bana uzatmanı istemiştim.
-Evet, dedi Orhan gayet rahat. Ben de elbette dedim sana.
-Peki o zaman. O halde uzatıver şunu.
-Elbette sevgilim, diyerek gümüş renkli kabın içerisindeki tereyağını karısına uzattı.
-Teşekkürler.
Semra tereyağını elindeki ekmek dilimine sürerken, dalıp gitti. Kafasını gazetesine gömmüş kocasına bakıp:
-Baksana hayatım, dışarısı aydınlıkken neden lambayı açık tutuyoruz ki?
-Yani…
-Şu lambayı söndürsen diyorum. Boşa yanmasa.
-Doğru söylüyorsun canım. Söndürmeli.
-Yapar mısın bunu, lütfen. Söndürür müsün lambayı?
-Tamam.
-Haydi o zaman. Tamam diyorsun ama kıçını da kaldırmıyorsun maşallah.
Orhan, aldırmadan, oturduğu yerden gözünü gazetesinden ayırmadan kolunu uzatıp arkasındaki duvardan lambayı söndürdü.
-Unutmadan, şu banyonun duş kabiniyle de ilgilen. Yerinden çıkmış ve dışarıya su akıtıyor.
-Becerebilirsem ilgilenirim, dedi Orhan, biraz da alaycı bir ses tonuyla.
-Yani en azından deneyeceksin, öyle mi?
-Düşünürüm. Bakalım.
-Sana ofis için yiyecek bir şeyler hazırlayayım mı?
-Ama aşkım, sana bugün için gereksiz olduğunu söylemiştim.
-Neden olduğunu söylememiştin ama.
-Öğlen yemeğine davetliyim.
-Şimdi mi söylüyorsun bunu? Dedi Semra. Sonra da kocası için hazırladığı yağlı ekmekten kocaman ısırıp yemeye başladı
-Senin yüzünden kilo alacağım, dedi. Benden habersiz davetler falan…
-Ah, bitanem küçüğüm, neyin var senin? Hem sen bana dün sormuştun öğle yemeği yiyip yemeyeceğimi.
-Evet, sen de evet yiyeceğim demiştin.
-Doğru yiyeceğim ama bugün dışarıda yiyeceğim. Dedim ya davetliyim.
-iyi o zaman. Bundan sonraki yemeklerini de kendin hazırlarsın, ya da davet ettirirsin kendini.
-Yaparsın, sen kocanı yemeksiz bırakmazsın.
-Orhan? Bu akşam erken biter mi işin?
-……….
-Erken gelirsen eğer, bugün benim koro çalışmalarıma birlikte gidelim. Hem solom da var benim. Bunca zamandır bir kez olsun dinlemeye gelmedin beni.
-Ne işim olur benim oralarda ya? Saatlerce ten neni ten neni, yok efendim Tut-i Mucizeyi Guyem… I ıh, bana göre değil, dedi gözünü okuduğu gazeteden ayırmadan.
-Sana göre olan işlerin ne olduğunu da biliyoruz ya, dedi Semra sinirle.
-Anlaşıldı, senin moralin bozuk. Benim çıkmam gerekiyor, dedi Orhan. Hızla yerinden kalkıp, ceketini giydi, vestiyerdeki aynadan kravatını düzeltip kapıya yönelirken:
-Aşkım, çıkarken çöpü de alıp aşağıya bırakır mısın? dedi Semra.
-Teorik olarak evet, bırakabilirim, dedi Orhan. Ama acelem var, diyerek kapıyı arkasından kapatıp çıktı.
Kendi şirketinde İletişim Uzmanı olarak çalışan Orhan, tembelliğine çare olarak çevresini de karısını da kullanmayı çok iyi biliyordu. Paşa gönlü nasıl isterse onu öyle eğlendiriyordu.
Beş dakika sonra kapı zili çaldı.
Semra kapıda karşıladığı Volkan’ı bir çırpıda içeriye çekip sarılıp uzunca öptü dudaklarından.
O da kendince paşa gönlünü eğlendiriyordu…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.