9
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2395
Okunma

Allah’a şükür kadınlar bu konuda biz erkekleri geçemiyor. Biz başladık mı askerlik anılarımızı anlatmaya ,kadınlar ister istemez susuyor.
Allah muhafaza ya bir de onların askerlik anıları olsaydı...
Hayali bile çetin.
Herhalde sabahtan akşama kadar askerlik anıları dinler yatmadan bir seans daha tekrar eder rüyamızda da askerlik anılarıyla boğuşur, sabah hazır olda kalkardık.
Kim sebep olduysa yeri mekanı cennet olsun kadınları askere almamayı.
Bir düşünün tam yanaşık düzen eğitimine başlıyorsunuz bölüğün yarısı hala tuvalette.
"Sola dööyyn" emri veriliyor ama Halime abla solunu bulamıyor.
Ve yeni komutlar ekleniyor "Tüfekkk bele!" ve "
"Tüfenngg çatılacakkk..Çat!" diyor komutan fakat İnci onbaşı saç tokası ile uğraşıyor.
Tüfek bakımında G-3’ü çitileyen Meryem hanım ile Kayserili Saadet hanım’ı "en temiz asker bizim asker" sloganıyla karşılıyor arkadaşları.
"Yürüyüş kararı sayılacak...Say!" .
"Her türk asker doğar" demiyor bölük.
"Kürtaja hayıııır" diye inliyor eğitim sahası.
"Nazlı,Saliha,Elif, Birgül ve Esra bugün eğitime katılamayacak komtanım..zira şey olmuşturlar arz ederim" .
Başımıza neler gelirdi bir düşünün ?
Ya kamuflaj nasıl olurdu?
Ruj renkleri ?
İç çamaşırlarda tek renk ???
Hepimiz yanardık maazallah.
"Komutanım Şükrü ben yerden sürünürken şeyime bakıyooo" diye şikayetler olmaz mıydı?
"Yakın döğüşte bana sarkıyo Antepli yaaa"
"Gece üç-beş nöbetinde buluşalım mı?"
Yok daha neler !
Olmaz haliyle, ben sadece hayal ediyorum.
Fazla abartmadan kısa ve prostatik yani kesik kesik hayaller bunlar.
Bir koyversem muhayyilemin sınırlarını, rezil olur,yüzünüze bakamam bir daha.
Valla hem utanır hem düşünürüm de....olmaz.
Bu bizim ordumuzun kahrını çeken astsubaylar iyice perişan olurdu her halde.
Bütün malzemeler, silahlar,en gizli sırlar ve yerler üzerlerine zimmetlendiği halde devletin bellerine beylik silahı layık görmediği, çoluk çocuğunu aylarca göremeden vazife yapan,gerektiğinde canını feda etmekten asla imtina etmeyen astsubaylar asıl cefayı onlar çekerdi eminim.
Zaten onlar cefa çekmeyecek de ..kim çekecek?
Onlarda bu kadar vefa olunca...
Bu kadar vatan sevdası...
Bu kadar sorumluluk ve yük omuzlarında...
Ondan sevilmezler aslında...
Bir Astsubay ile tanışmıştım Kayseri orduevinde. Adını anımsayamadım. Yüzü gözümün önünde.
Ben Yedeksubaydım o zamanlar. Kayseri Orduevinde Antakya’dan gelecek olan eşimi ve oğlumu bekliyordum.
Orduevinin yemek salonu ikiye bölünmüştü ahşap ızgara paravanlarla.
Bir tarafta subaylar ve aileleri diğer taraf astsubaylar ve aileleri yemek yiyebiliyorlardı.
Cudi dağında, Kato’da, Kuzey Irak’ta biraz daha eskiye gidersek Kıbrıs Beşparmak dağlarında mermi yerken yan yana duran silah arkadaşları burada ailleriyle birlikte kesin ve acımasız bir hat ile ayrılıyorlardı.
Ben anlamam bu işlerden.
Kafam basmaz.
Üstün insan veya kutsal ırk nasılolur? Nedir?
Anlamam.Anlayamadım yıllardır.
Ben de orduevinde astsubayların oturduğu kısımda oturudum.
Yemeğimi orda yerdim,çayımı kahvemi orada içerdim.
Orada tanıştım çok değerli askerler ile...
Biraz dik bakışlara muhatap olsam da ilk önce paravanın diğer tarafından...
Omuzumdaki pirinç dama rütbeyi görünce rahatladığını hissederdim sivi bakışların.
Bir gün yemekte bir astsubay arkadaş ile tanıştım.Hayran oldum askerlik anlayışına,memleketin mesellerine bakışına,gayretine ve heyecanına.
"Benim yanımda askerime bir şey olmaz,ben ölmeden" diyordu.
"Onlar bize analarının babalarının ,eşlerinin ve evlatlarının emaneti" derken samimiyeti gözlerinden okunuyordu.
Askerlik şubesine ilk günüm hayal kırıklığı ve karamsarlığı anlatamam.
Müthiş bir tipi ile başlamıştı ilk günüm.
Şube astsubayı aslen Konya’lı İzmir’de doğup büyümüş Kıdemli Başçavuş İbrahim Gürcüoğlu’ydu.
Beyefendi olduğu kadar akıllı ve ölçülü bir insandı.
Biz Yedeksubay okullarında asttsubayların bizden düşük rütbeli ve bizim emrimizde olduklarını unutmama telkini ile önyargılarımıza bir yenisini ekleyerek gittik görev yerlerimize.
Ben ilk gün Astsubay İbrahim Başçavuş ile konuşmaya karar verdim.
O’na " Siz benim ağabeyimsiniz,ben size bu sebeple "İbrahim ağabey" diyeceğim.Siz ister "Erol" deyin,ister "Asteğmen" bu size kalmış. Benim için de farketmez bunu bilin.Benim tek arzum bu ilçeden gittiğimizde arkamızdan "Bu şubede bir zamanlar bir Erol Asteğmen ile İbrahim Astsubay vardı,ikisi de dürüst ve adaletli insanlardı,Allah razı olsun anlardan" dedirtmek"
İbrahim Astsubay ağabey ayağa kalktı,ben de şaşkınlıkla kalktım.
"Kardeşim Hoşgeldin tekrar" diyerek bana sarıldı.
Ben de ona sarıldım.
Hala bir ağabey kardeş gibi devam eder o günlerde başlayan arkadaşlığımız.
Bana askerliği her ne kadar Askerlik Şubesinde de olsa, öğreten İbrahim Ağabeyimdir.
Kızmam gereken zamanları ve davranışları, söylemem gerkenleri ,söylememem gerekenleri ondan öğrendim.
Beraber çok büyük hizmetler yaptık.
Yaptıklarımızı duyup inanmayanlar oldu.
Gördükten sonra tebrik edenler,nasıl yaptınız diye soranlar oldu.
Ben "İbrahim Astsubay yaptı" dedim. İbrahim ağabey "Erol asteğmen" dedi.
Aslında İbrahim Astsubat Başçavuş olmasaydı asla olamayacak işlerdi her biri.
Bir hevesle ve Daire başkanımız Albayın teklif ve telkinleriyle tezkere bırakmayı düşündüğüm zaman bana "senin mizacın uygun değil, burada ailelerimiz bile ast-üst ilişkisi içerisindeler kardeşim" diyerek beni vazgeçiren değerli İbrahim Başçavuşumu saygı ile anıyorum.
Bana bir anısını anlatmıştı akşam sohbetlerimizin birinde..
İzmir Nato’da vazife yaparken saat on dedin mi herkes kahve içmeye koşarmış. O saat kahve saatiymiş. İngilizlerin beş çay’ı gibi Amerikalıların da on kahve saati varmış.
Kantinde Amerikalılar ve Türkler ayrı sıra yaparlarmış.
Zira bizimkiler Amerkalı Coni’lerin kahvelerini içemez,kendileri neskafe veya Türk kahvesi içerlermiş.
Bizimkiler sıraya rütbe sırasına göre girerlermiş.
Bir üst rütbeli gelince "Dikkayyyt!" çekerler ,komutan açılan neferlerin arasından geçip kahvesini alır ve gidermiş.
Ya da kahveyi almaya gelen asker "Komutana" der ve ön sıraya geçip kahvesini alırmış.
Amerikalılar ise sıraya riayet eder,rütbe derecesine göre değil, kim erken gelirse o kahvesini önce alırmış.
Türk askerinin sırada sık sık "Dikkayyt" naralarıyla sağa sola zıpladığını gören Coni’ler "Dikayyt" diye bağırıp bizimkilerin selam durup geri çekilmesini gülerek seyredermiş.
Buradan bir daha başta İbrahim Gürcüoğlu olmak üzere Millete ,Devlete bağlılıkla ve fedakarca hizmet eden,hala devlet tarafından beylik tabancası layık görülmeyen, fakat ordumuzun en teknolojik,en ileri ve milyonlarca dolar tutarındaki füzeleri,tankları,helikopterleri , yerüstü ve yeraltı savunma sistemleri, hücumbotları,ve bilmediğimiz daha ne mühimmatı varsa üzerlerine zimmet edilen bütün astsubay ağabeylerimize selam ve saygılarımızı sunuyorum.
Ortada bir eksik varsa o da devletin hanesine yazılmıştır.
Fazlalıklar ise orduyu pazularında taşıyan o değerli insanların.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.