7
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1395
Okunma

Akıl insanın sınırlarını çiziyor. Bilgi o sınırlara dayandığında dediğimde "devreleri yakarsın abi " dedi yanımda oturan arkadaşım.
Bir zamanlar "Uzay 1999" adlı dizi filmi , o tarih geldiğinde olacaklar gözümüzün önünde şimdiden cereyan ediyormuş gibi seyrediyor,heyecanla ve merakla siyah beyaz ekrandan ayıramıyorduk kurbağa gibi açılan gözlerimizi.
O yıllar Karadeniz bölgesinde televizyok yayınları yeni başmamıştı ve haftada üç gün Trabzon istasyınundan "paket" yayın olarak gerçekleştiriliyordu.Daha sonra cumartesi ve pazar günleri de yayın yapılmaya başlanınca hayatımızın siyah beyaz renkleri , gökkuşağı renkleri sevinçlere uçuruyordu biz çocukları.
Bizim henüz televizyonumuz yoktu. Daha doğrusu televizyonu olan üç beş aile vardı,bir de beyaz eşya satanların vitrinlerinde sergilenenler.
Kardeşlerim ve ben televizyonu olan bir komşumuzun ısrarlı davetlerine dayanamayıp ilk defa televizyon seyretmeye gittiğimiz akşam yarım saate yakın ekranda bir elinde alyans anahtar olan ve hemen yanıbaşında "arıza var lütfen bekleyiniz" yazısı olan karikatürü seyrettik gözümüzü ayırmadan.
Komşumuz büyükçe salonunun baş köşesine koyduğu televizyonun karşısına bir sedir uzatmış, sandalyeleri de bir tiyatro sahnesine benzer düzende sıralamıştı.
O ilk gidiş ar perdemizin yıkılışına vesile oldu ve o günden sonra her akşam , parasını vermiş biletini almış seyirci edasıyla daldık komşumuzun küçük kalabalık "televizyon seyretme salonu" na, hiç utanmadan ,çekinmeden. Hatta pişkinlik o seviyelere varıyordu ki bazı seyircilerde, ikram edilen çay bittiğinde filmin heyecanı dorukta olan yerine aldırmaksızın evin kızına " kızım ,doldur bi daha bakıym" deniliyordu gayet rahat bir vaziyette.
Benim o yıllara ait en belirgin hatırladığım dizi Uzay Yolu adlı kurgubilim dizidir. Mr. Spock sivri kulaklarıyla hala hafızamın bir köşesinde kaşları yukarıda ve Atılgan üniformasıyla aslıdır.
Kızların en çok sevdiği "Pilli Bebek" adlı o zamnaların en muhteşem karton dizisini de unutmadım hala.
Mc Millan ve Karısı’nın maceraları, Tatlı Sert, Küçük Ev,Komiser Colombo,Avukat Petrocelli ( Söz Savunmanın),Flamingo Yolu daha sonraların en çok seyredilen dizileriydi,anımarsanız.
Arsen Lüpen,tatlı ve asla cinayet işlemeyen kibar hırsızı beğenerek seyrederdim.
tatlı Cadı ise bizi daima hayretler içinde bırakırdı. İyi bir cadı olmayı ne kadar istemişimdir o zamanlar.
Bir akşam kızkardeşimle beraber komşuya televizyon seyretmeye gittiğimizde , evin küçük kızıyla sokak arkadaşı olduğu için daima yeri sedirin üzerinde olan kardeşim, oturduğu yerde uyuyakalıp bir güzel ıslatınca altını babam televizyon almaya karar verdi. Ve ertesi gün koca çatı anteni eşliğinde televizyon evimizin en büyük odasındaki yıllar yılı kalacağı köşesine yerleşti.
Tabii bu sefer televizyonun karşısına sandalyeleri dizmeye biz başladık,komşularımızın yaptığı gibi. Bizim bir avantajımız komşularımızdan seyir mekanının nasıl düzenleneceğini görmüş ,öğrenmiş olmamızdı.
Her akşam televizyon seyretmeye gelenleri karşılar,babam çay demler,herkes arkadaşına en iyi yeri ayırmanın derdine düşerdi.
"Bir Solist" , "haberler" ve kel’e bakış da denilen "Güne Bakış" adlı program ile necefli maşrapa ve programları bizim için en sıkıcı anlardı.
Aklıma o kadar isim geliyor ki Flipper adlı Yunus balığının maceraları,Kaygısızlar, kaçak; Kökler ve mahallemizdeki bütün çocukları bir anda uzak doğu felsefesinin efsunlarına gark eden Kung-Fu bunların başında geliyor.
Bir de yılbaşı programlarının "Dansöz çıkacak mı? Çıkmayacak mı?" ve "Çıkacaksa ne giyecek ?" muhabbetlerini mahalledeki abilerimizin ağzından dinlemek bir başka hoş olurdu.
Muhammed Ali’nin sabaha doğru yayınlanan maçları sabah okula geç kalmamıza sebep olsa da bir başka heyecanlı zamanları olurdu çocukluktan gençliğe geçiş yıllarımızda.
Eurovision’da sıfır puan aldğımız dönemleri de unutmak hata olur. Petrol ve Opera gibi muhteşem eserlerin başarısız olması daima gavurların hainliği ve kaliteli müzikten anlamaması olarak izah edilirdi. Oysa Avrupa’da yer yerinden oynamıştı.Gülmekten.
Daha sonra "Aşk Gemisi" ve bikinili kızlar doldu evlerimize. Altı Milyon Dolarlık Adam’ın teknik donanımı karşısında hayret eder ve Görevimiz tehlike’nin "Bu kaset bir dakika içerisinde kendi kedini yok edecek,eğer başına bir iş gelirse,seni de tanımayız ona göre diyen ikazı bize yapılmış gibi ciddileşirdik seyrederken.
Charlie’nin meleklerindeki Kelly,Sabrina ve Jill rüyalarımızı süsledi bir dönem.
Kalleş Ceyar’ın dümenlerini Lüsi’nin cömert görüntüsü sebebiyle katlandık epey bir zaman.
Derken Shogun ile Asya kültürünün inceliklerini ve Avrupalıların sevecenliğine dair bilgi sahibi olduk.
Maria Mercedes’in talihsizliği ve güzelliği "Atla gel Türkiye’ye orda kıymetini bilemediler senin yavrum" dedirttirdi binlerce delikanlıya.
Bütün bunların yanında beni en çok etkileyen ve hala bazı bölümlerini anımsadığım Radyo Tiyatro’ları bir başka güzellikteydi.
Eskiden her şey daha mı iyiydi yoksa?
Ne dersiniz ?
Not : Fotoğraftaki Pilli Bebek kardeşimiz.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.