9
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
7197
Okunma

Nüfusun hızla artması, kentlerin kalabalıklaşması, yüksek binaların çoğalmasına, bir çok ailenin, oturdukları apartmanlardaki komşularını tanımamasına sebep oluyor.
Bilhassa büyük şehirlere bakıldığında, yirmi otuz yıl önce bahçeli olan evlerin yıkılıp, yerine koca koca apartmanların dikildiğini görüyoruz.
Yeni binalar şehirlere yeni bir çehre ve güzellik katsa da, park ve bahçe alanlarının kalmamasını, içim ezilerek izliyorum.
Çocukluğum gözlerimin önüne geliyor. Güzel İstanbul’umun yemyeşil bahçeli, çiçekli iki üç katlı evlerinin olduğu mahalleleri, birer birer tarihin tozlu sayfalarındaki yerini aldılar. Her mahallede en az iki üç arsa, ilkbaharda bembeyaz papatya ve kırmızı gelincikleriyle, oyun oynayan çocuklara hoş geldin derdi.
Şimdi sadece, siyah beyaz eski Türk filmlerinde görebildiğimiz Arnavut kaldırımlı sokakları, cumbalı evleri, o evlerin pencerelerindeki sakız sardunyalı, fesleğenli, karanfilli saksıları hiç olmamış, o evlerde o güzel komşuluklar hiç yaşanmamış gibi…
Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane! Öz deyişinde olduğu gibi, gönlümüz o cumbalı evlerin olduğu dönemlerdeki komşulukları, sımsıcak dostlukları özlüyor.
Altmışlı yılların İstanbul’unda Fatih ilçesinde, sıcacık komşulukların yaşandığı güzel bir mahallede geçti çocukluğum. Komşular birbirlerini tanır, yeni gelenlere topluca hoş geldine gidilirdi. O yıllardan apartman komşularımız olanların çocuklarıyla hala akrabamız gibi görüşüyoruz.
Komşularımızla hazırlanan yiyeceklerle gittiğimiz piknikler, deniz gezmeleri çok uzaklarda kaldı.
Şimdi oturduğumuz bina, beş bloklu bir sitede. On üç yıldır oturmamıza rağmen, on yedi dairenin bazıları, sürekli değişen kiracılar yüzünden bizlere yabancı.
Eskiler, ev alma komşu al derlerdi. Şimdi ayni bahçeyi, ayni giriş kapısını kullandığımız binada, birbirine yabancı kişilerle karşılaşmak çok acı. Bizim taşındığımız dönemden, mal sahibi olan eski komşularımızla da o eski komşulukları yakalamak zor. Karşılaştığımızda verilen selamdan, hayırlı günler dileklerinden, ara sıra kahve içmeye uğramaktan öteye geçmiyor, görüşmelerimiz.
İnsanlar mı gitgide kopuyorlar çevrelerinden, ya da komşuluk anlayışı mı değişti?
Genç kızlığımın geçtiği mahallede oturuyorum, eskilerden olan tanıdıklarımızla hala görüşüyoruz. İyi ya da acılı günlerimizde birbirimizi arayıp soruyoruz. Demek ki değişiklik
bizlerde değil, yaşam şartları farklılaştı.
Çok sevdiğim, her gün birbirimizi görmeden duramadığımız, değer verdiğim komşum da beş yıl önce eşinin işi dolayısıyla Anadolu yakasına taşınınca, uzun süre o dairenin camlarına baktıkça üzüldüm. İnsanoğlu her duruma alışıp , kabulleniyor. Çaresizce bunu kabullenip, katlandık.
Sevdiğin, değer verdiğin, bir tane de olsa dostum diyebileceğin komşunun olması çok önemli.
Sabah uyandığında, teklifsizce kahve içmeye davet edebileceğin candan bir arkadaş…
Kardeş, akraba, eş dost yetişip de gelene kadar insana en yakın alt üst komşularıdır.
Ayni binada çok candan birinin özlemi düştü yine aklıma. Yoksa arkadaş, görüştüğümüz tanıdık ve akrabalar çok. Herhalde Asiye’ciğimin burada oturduğu günler geldi aklıma, beni böyle mahzun ve hüzünlü yaptı.
Sizi, canı gibi art niyetsiz ve çıkarsızca seven komşularınız olması dileklerimle, güzel bir sonbahar akşamına uğurluyorum.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.