17
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
4159
Okunma
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içindeyken teknolojinin ucundan kıyısından yakalandığı bir zamanda nineyle torunu yaşarmış. Ninesi torununu mutlu etmek için elinden ne geliyorsa esirgemeden yapmaya çalışıyormuş.
Tabi bu yaptıklarının içinde yeni oyunları da varmış ninenin. Ne miymiş bu oyunlar? Bilgisayar oyunları bütün hızıyla ülkeye yayılmaya başladığında, torun tutturmuş, ‘ben de isterim, ben de isterim!’ demeye.
Nine, güzel torununu çok sevdiği için hiç kıramıyormuş. Torunu uzaydan yıldız istese, gidip koparacak güçte hissediyormuş kendini. Ya da torununa aşırı düşkünlüğünden böyle hissediyormuş kendini. Nine istekleri karşıladıkça, torunun yeni yeni istekleri bitmek bilmiyormuş.
Torun ısrarla, CD player ve oyun CD leri istiyormuş. Torun isterde nine almaz mı? hemen gidip bütün elektronik eşya satan mağazaları dolaşıp, en güzel CD playerı aramaya başlamış ve çok kısa zamanda aradığı CD playeri bulup almış.
Artık nine ve torunun keyfine diyecek yokmuş. Heyecanla evlerine gelip, CD playeri televizyona ayarlayıp kurmuşlar. Bir ikide oyun CD si alıp başlamışlar oynamaya. E oyun yalnız oynanır mı, CD playerin bir kolu boşta duruyor ya, torun tutturmuş, ‘öteki kolu da sen tut nineee!’ demeye. Torun isterde nine yapmaz mı? Zaten çocukken oyun görmemiş olan nine, hemen yapışmış CD paleyerin koluna.
En çok sevip oynadıkları oyun ise Mario imiş. Torununun Mario’su, bütün engelleri aşıp, cadılar malikânesine ulaşırken, ninenin zavallı Mariosu ilk hendeğe düşüp, bir türlü çıkamıyormuş. Dolayısı ile hep yenilen nine, yenen torun oluyormuş. Nine zaman içersinde, oyunu öğrenmeye Mario’nun atladığı her engelde, çocuk gibi çığlık atmaya başlamış. Koca evde iki çocuk gibi oyunlar oynayıp, şarkılar söylüyorlarmış. Mutluymuşlar…
Zaman içinde internet kafeler mantar gibi çoğalmaya başlayınca, torun Mario oynamaktan sıkılmaya, ara sıra internet kafelere kaçmaya başlamış. İlk zamanlar bir saat gittiği kafelerde birkaç saat fazladan zaman geçirmeye, derslerini aksatmaya başlamış. Üstelik nine de en iyi oyun arkadaşını kaybetmiş.
Torun uyku zamanı geldiği vakit, masal anlattırmadan uyumaz, masalları genellikle Pinokyo olurmuş. Nedense o masalı torun çok seviyormuş. Ninenin aklıma bir fikir gelmiş... Masalı günümüze uyarlamaya, torununu azarlamadan dersini vermeye karar vermiş.
Yatağına yatan torununun üzerini örtüp çıkacağı sırada:
—Nine, benim masalı anlatmadan kaçamazsın. Ben masalımı istiyorum!
Nine, geriye dönüp karyolanın kenarına oturup başlamış anlatmaya:
-Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içindeyken, ihtiyar ninesiyle yaşayan bir çocuk varmış. Mutlu mesut yaşayıp gidiyorlarmış. Torunu ninesinin sözünden çıkmaz, derslerine çalışır, ninesini üzmezmiş. Birlikte oyunlar oynarlar, şarkılar söyler, ders çalışırlarmış. Nereden çıktığı belli olmayan internet kafeler çıkınca, torunu internet kafeye dadanıp derslerini aksatmaya başlamış. Üstelik bütün harçlıklarını bu kafelere verir, kendi beş kuruşsuz dolaşırmış.
Ninesi, “Bir saatten fazla dışarıda zaman geçirme, derslerini aksatma!” dedikçe, torunu,
‘Tamam!’ diyormuş. Ertesi gün, eve daha geç geliyormuş. Ninesi ‘Nerede kaldın?’ Diye sorduğu zaman, ‘Arkadaşlarımla ders çalıştım nine.’ diyormuş. Tabi yalan söylüyormuş. Her yalan söylediğinde, burnu uzuyormuş. O kadar çok uzamış ki, artık internet kafede bilgisayarın klavyesine burnunun ucuyla basmaya başlamış. Sınıfta tahtaya kalktığında, burnu kolundan uzun olduğu için, bir türlü tahtaya yetişip yazı yazamıyormuş. Bu durumu arkadaşları arasında alay konusu olmuş.
Artık bizim çocuk dayanamamış, ağlayarak ninesine gidip doğruları söylemiş. O kadar çok ağlamış, anlatmış ki, her doğru söylediğinde, burnu küçülmeye başlamış ve eski haline dönmüş. Çocuk sevincinden ninesine sarılmış; bir daha yalan söylemeyeceğine dair söz vermiş. Yine ninesiyle evde oyunlar oynamış. Ninesi öyle ustalaşmış ki, artık Mario’yu yollarda düşürmeden, cadılar malikânesine götürebiliyormuş. Televizyon oyunları onlara yetmez olmuş. Eve bilgisayar ve internet almışlar. Değişik değişik oyunları keşfetmişler. Zamanla oyunlardan sıkılmışlar. Ninesi bir edebiyat sitesini keşfederek, yazılar yazmaya, torunu da başka yeni buluşlar aramaya devam etmiş.
Böylece yıllar yılları kovalamış, torunu büyümüş, üniversiteye hazırlanmaya başlamış. Çok çalışıp istediği bölümü bitirmiş. Kendine bir yol çizmiş. Tabi nenesi de her zaman yanındaymış. Hayatlarının kalanında mutlu mesut yaşayıp gitmişler.
Gökten üç elma düşmüş, biri toruna, biri nineye, biri de okuyanlara…
Emine/Manisa/08/08/2010
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.