8
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
923
Okunma

“- Hava cuvaaa hava cuvaa!”
Megafondan bir ses daha:
“- Hava cuvaa!
Öğle sonu gençlik uykumdan uyandırdı bu ses.
Civanın para ettiğini ya edebilirliğini düşünebiliyordum da havanın da parayla satıldığını hiç düşünmemiştim.
Yoksa İzlanda’daki yanardağ’ın faaliyetinin on gün sonrasında Endonezya’daki Barujari Yanardağı’nın da faaliyete geçmesiyle yeni bir gelir yolu kapısı mı açıldı, diye düşündüm. Olur ya; millet temiz hava kalmayacak endişesini taşıyorken temiz havayı sıkıştırıp stoklamak ve bunu şimdiden piyasaya sürmek. Neden olmasın?
Kalktım. Uykuya doymamış gözlerimi yıkamadan balkona çıktım.
Hava açmış, bulutlar kaybolmuş, meşhur Güneydoğu Rüzgarlarımız denizin yüzeyini kıyıya doğru süpürüyordu.
“- Hava cuvaa!”
Üst taraftaki Sinova Evleri önündeki bir kamyonetten geliyordu sesler. Kayserili kafası mıydı yoksa sahibinin taşıdığı kafa? Megafon ağzında bir solundaki apartmanlara, bir sağındaki yüksek bloklara başını çevirip:
“-Hava cuvaa!” diye, bağırıyordu. Megafon, uzaydan gelirmiş gibi madeni bir ses yayıyordu.
Kuzey rüzgarlarının dallarını yıprattığı palmiyeye cansıkıntısıyla baktım. Yeni biçilmiş bahçedeki otların yığıntılarını bir köşeye gübre olması için yığmam gerektiğini düşündüm. Çürüyünce güllerin, diğer çiçeklerin köklerine atmak onları yeniden doğaya dönüştürecekti.
“Hora cıvaa!”
Benim güzel yurdum ve insanları.. Her yerinde hayat var. Avrupa toprakları gibi üzerine ölü toprağı serpilmemiş. Canlı mı canlı..
“- Sucuuuuuu!”
“- Süüüt çüüüüüüüüüüü!”
“- Çıtır çıtır!”
“- Halıcı geldiiiii!”
Ağzı megafonlu adam direksiyona geçmiş, komyoneti yavaş yavaş yoku aşağı salmıştı. “Bak gidiyorum haa!” der gibi, durmaksızın megafonu kullanıyordu:
“-Huracıvaa!”
“-Huracıvaa!”
Kulaklarımı kısacağım yerde gözlerimi kısarak, başımı da hafif yana dönerek neyin reklamını yapmakta olduğunu anlamaya çalıştım:
“-Hurdacıvaar!”
Haa!.. Hurda topluyormuş.
Kulaklarımı doktoruma taşısam mı ki?..