14
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1915
Okunma

GİZLİ HAZİNE-2
dünden devam...
Belki de biraz sonra bitecekti tüm hayalleri ve özlemleri.
Garip bir isyan ve kabul edilmişlikle karşıladı adam bunu. Zaten yapacak başka bir şey de kalmamıştı…
Heyecandan kuruyan dudaklarından acı bir tebessüm yayıldı yüzüne… İçinde garip, anlatılmaz bir heyecan vardı.
Zihni bir anda geçmişe yelken açtı uçsuz bucaksız denizlerde…
…
Bir Akdeniz Eylül’ü…
Sıcak sayılabilecek akşamın son saatleriydi. Deniz hafif kıpırtılı, martılar yavaş yavaş uçuyordu yerlerine. Bulutların arkasına gizlenmiş ay göz kırpıyor, arada yakamozlar cevap veriyordu gülerek…
Gün ışımak için acele ediyordu sanki gecenin bitişini beklemeden.
Hareketli bir gecenin ardından güneş yüzünü gösterecek, denizin içinden yeniden merhaba diyecekti dünyaya…
Beyaz saçlı adamın bir gecesi daha sona erecekti az sonra… Bunca hengamenin, bunca koşturmacanın ardından bir gece daha bitecek; yeni bir gün ve taze umutlar yerini alacaktı. Güneşin ilk ışıklarıyla hayat denen sahnede…
Yeniden doğan güneş ve yeni bir gün, taze umutların başlangıcı değil miydi? Hep öyle söylenmiyor muydu?
Umut etmek varsa yarına, çekilen acılara değerdi.
…
Yaşam böyle bir şeydi işte. Evdeki hesap çarşıya uymuyor, bir anda her şey altüst oluveriyordu. Yapılan tüm planlar, programlar, hesap kitap, birden boşa çıkabiliyor; hayal kırıklığı yaratabiliyordu.
Şükretmeyi bilmek gerektiğini bir kez daha anladı beyaz saçlı adam.
…
Zor da olsa uyanmıştı uykudan. Gördüğü sadece kötü bir rüya idi. Hem de kötü bir rüya…
Yavaşça doğruldu yattığı yerden. Yastığı arkasına dayadı, yaslandı, derin bir nefes aldı. Başucundaki sehpada duran yarım bardak suya uzandı. Birkaç yudum içmeye çalıştı… Yutkundu… Zorla yutabilmişti suyu. Nefesini kontrol etmeye çalıştı.
Kalbi bir yere yetişecekmiş gibi hala hızla atıyor; gözlerinin önünden mezarlık, kazma, gri duman ve yaşamı saniyeler içinde geçip gidiyordu. Tekrar yokladı kendini. Yatağının içindeydi ve yaşıyordu. Elleriyle yüzüne dokundu, gözlerini ovuşturdu, saatine baktı…
Evet yaşıyordu…
Derin bir nefes daha aldı, sudan bir yudum içti. Gördüklerinin bir rüyadan ibaret olduğuna artık iyice emin olmuş ve alabildiğine rahatlamıştı. Çok sevindi.
Yaşadığı korkunç gecenin etkilerini bir an önce atmalıydı üzerinden.
…
Kayıp ya da gizli…
Hiçbir hazinenin peşinden koşmayacaktı bundan böyle. Elindeki hazineye sahip çıkacaktı sadece.
En büyük hazineye: “Sağlığına, sevdiklerine, çocuklarına, dostlarına ve insanlığa” sahip çıkacaktı .
Bunların en değerli hazineden daha değerli olduğunun nihayet farkına varmıştı beyaz saçlı adam.
Başkalarını kandırabilirdi belki insan.
Ya kendini?
İyi biliyordu. Ancak başkalarını kandırabilirdi. Kendini asla…
…
Kendine söz verdi. Elindeki hazineye sahip çıkacak, bilmediği hazinelerin peşinde koşmayacaktı bundan böyle.
Sağlığına daha çok dikkat edecek; sevdiklerine, çocuklarına, dost ve arkadaşlarına daha fazla vakit ayıracak, mümkün olduğunca kimseyi kırmayacak ve üzmeyecekti.
Çünkü zaman hızla akıp gidiyordu insanın elinden.
Ve bir değirmen gibi öğütüyordu durmadan…
Sözünü tekrarladı beyaz saçlı adam:
“En değerli hazineme hep sahip çıkacağım.”
Saygıyla selamlar.
Günay ÖZDEMİR
mayısaonaltıkaldı / merSİNop
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.