Gençlikte sevmek için yaşarız, yaş ilerledikçe yaşamayı severiz. saint euremond
tasikardi
tasikardi

Kan Kırmızı Kaldı geriye...1...

Yorum

Kan Kırmızı Kaldı geriye...1...

0

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

833

Okunma

Kan Kırmızı Kaldı geriye...1...

Uzun zamandır özlemişti bahar kokularını... Hasret, derin özlemler yaratmıştı içinde... Zihni gel gitleri yaşıyordu sanki... Beyninin içi savaş alanına dönmüş gibiydi... İlk çarpışmalar midesinde başlamıştı... İlk sızı ve ilk yanmalar... Közün üzerine su dökülünce çıkan sese benzer sesler çıkıyordu içinde... Bir asidin deriyi çürütmesine benzer bir durumdu bu... Kaç kez acılar duyacak, kaç kez bu yanmalarla ve onu takip eden şiddetli kramplarla yaşayacaktı... Ve kaç kez öfkelenmişti kim bilir... Bir an kendini zaman makinesinde hissetti... Dalıp gitmişti geçmişe...

Sanki uzun bir yolculuğa çıkmıştı... Hayal meyal uçuşuyordu kafasında yaşadıkları... Ölümü görmemişti, hikâyelerde okumuştu ölüm anlarını... Ya da filmlerde seyretmişti ölüm anlarında yaşanan kurguları... Birden; derin kıvrımlar arasında, beyaz toz bulutlarının içinde çıkan, çok hızı hareket edebilen, rüzgârla yarışan, ya da yürüdüğünde kendisine eşlik eden toz bulutlarına benzer anları gördüğünü hatırladı... Sanki hikâyelerdeki anlatılanları yaşar gibiydi... Beyaz bir atın üzerinde göğün katlarına yükseliyordu adeta...Beyaz kıvılcımlar içinde, bilinmeyen gökyüzünün katlarına çıkıyor gibiydi...Zaman sarkacında savruluyordu adeta...

¬-Tanrım bu bir düş olmalı... Yoksa tüm bunlar gerçek mi... ölüm anlarında yerçekimi yeniliyor muydu yoksa... Ruh kütlesiz bir varlık olmalı dedi kendi kendine... Hızla yükselirken göğe, bir elin kendisine uzandığını hissetti... Sıcak, sımsıcak bir el... Bu eli tanıyordu, seviyordu bu elleri...

Eller; sımsıkı sarılmıştı ona... Bırakmak istemiyordu... Kaç kez bu şefkatli ellerin sıcaklığını hissetmişti, dokunmuştu ona uzayan gecelerde... Hastalandığında alnına götürürken ıslak bezleri, O hep ellerini izlerdi eşinin... Bir ana edasıyla, bir sevgilinin elleri karışırdı çoğu zaman... Ve çok severdi karısını... O’na kavuşabilmek için nelere katlanmıştı... Daha ilk gördüğünde anlamıştı ellerinin yüreği ile bütünleştiğini...

Kısa boylu olmasına karşın, kemikli bir yapısı vardı... Siyaha yakın gözlerinin içi hep tatlı bir gülümseme ile bakardı... Masumiyet çok yakışırdı gözlerine... Hani nasıl olur içtenlik, samimiyet, candanlık diye sorulsa, O’nun gözlerine bakmak gerekirdi...Esmere çalan teni,güzel dudakları ile bütünleşirdi...Çenesinin tam orta yerinde gamze saklıydı... İlk defa bu gözlerde, bakışlarda çaresizlik ve kararlılık iç içeydi... Beni bırakma; sensiz ne yaparım ben, daha güzel yaşayacak günlerimiz var seninle der gibiydi...Belli ki kendinden uzaklaşmasına gönlü razı değildi...

Ancak savrulmalar o kadar hızlıydı ki... Bellerine kadar uzamış simsiyah saçları, bir kuşun kanat çırpmalarına benzer görüntüler oluşturuyordu... Severdi karısının uzun saçlarını... Çocukluk günlerinde saçlarını belik belik yapar, okul yolunda narin narin yürürken bir gözün kendisini takip ettiğini hiç bilmezdi... Yıllar sonra bu anları anlattığında gülümserlerdi birlikte... Hele de beliklerin arasına taktığı kurdelaya bayılırdı... İlk aşkıydı O’nun... Son aşkı da olacaktı...

Savrulmalar o kadar hızlıydı ki... Savrulan bedeni, siyaha yakın elbiselerini, sanki ateş topuna benzeyen kıvılcımlara döndermişti... Bir an; beyaz kurdelalarını savrulan saçları arasında görür gibi oldu... Ellerinin sıcaklığın yüreğinde hissetti... Evet, evet bu eli tanıyordu... Karısın eliydi bu...

Gözlerini açtığında sayıklıyordu... Nerde olduğunu hatırlayamadı, başı ile şöyle etrafına bakındığında, kollarında yatağa bağlandığını anladı...Hemen kafasının üzerinde asılı duran serum şişesi vardı... Hastanede olduğunu anlamıştı...

Gözlerinde silüetler uçuşuyordu... Hiçbir acı duymuyordu... İstemsiz bağırmalar, sayıklamalar içindeydi... Soğuk bir odaydı... Bedeni titriyor, çok üşüyor, çok üşüyor bedeni titriyordu... Alt ve üst çeneleri birbirleri ile savaşıyorlardı sanki... Dişlerini çok severdi... Başka bir an olsa, ya da bir parça o gücü kendinde bulabilse izin vermezdi buna...

Belli belirsiz sesler duyuyordu... Savrulmalar, rüzgâr, dağılan saçlar, kurdela, bırakmak istemeyen eller, yalvaran bakışlar, soğuk, titremeler...

Başucunda, beyazlara bürünmüş birinin durduğunu anladı... Bir an ölmüş olabileceğini düşündü... Yaşarken meleklerin, beyazlar içinde göründüğünü anlattıklarını anımsadı... İyi melekler hep beyaz olmalıydı...Nedense aklında böyle kalmıştı işte... Cennet cehennem kavramlarını bitireli çok olmuştu kafasından ama; yine de çocukluk anlarında anlatılanlar kalıcı oluyordu demek ki...

-Geçmiş olsun bey efendi; zor bir ameliyat geçirdiniz...
Teşekkür etmeyi düşündü ama söyleyemedi... Ağzının içi kurumuştu... Dili yapışmıştı damağına, dönmüyordu ağzının içinde bir türlü...

‘’SU’’...su, ne olur birazcık su verin demek istedi, olmadı... Bir şeyler sormak istedi, başaramadı... Dili konuşmasına izin vermiyordu... İlk defa öfke duydu diline... Oysa ne çok severdi dilini... Her sabah uyandığında aynanın karşısına geçer, dillerini açarak seyrederdi üzerini... Üzerindeki milyonlarca kılcal damarlara hayranlık duyar, üzerindeki tatlara, acılara, ekşilere duyarlı bölgeleri incelerdi... Çok siğara içtiğinde sararan hallerine üzülür, bırakacağım bu siğarayı derdi kendi kendine... Dillerini dudaklarının üzerinde gezdirdi... Dudaklarında, sanki yıllardır suya hasret toprakların, damar damar yarılmalarına benzer çukurluklar ve kuruluklar hissetti... Bir su taneciğinin milyonda bir ıslaklığını arıyordu...’’Karım; karımın haberi oldu mu’’ diyebildi sadece... Sonra yeniden derin bir uykuya dalmıştı...

Kimse yaşadıklarından ibaret değildi elbet... Var olanın ötesi de düşünülürdü çoğu zaman... Var olmalara yaklaştıkça yeni yollar açılırdı önümüzde... Hayat bu olmalıydı... Tam yakaladığını hissettiğinde uzaklaşırdı tüm güzellikler... Kovalamaca sürerdi can bedende kaldıkça... Sevmeler, aşık olmalar, terk edilişler, hüzünler, ihanetler görmüştü bedeni...Hiç ama hiç böyle suya hasret kalmamıştı...İnsan her şeye dayanabilirdi ama suya dayanamazdı...Susuz kalan toprakları,ağaçları,bitkileri düşündü...Kim bilir ne acı çekiyorlardır susuz kalmakla dedi...Su hayattı ve bunu bir kez daha iyi anlayabiliyordu...İlk kendine geldiği anda kaçıp gidecekti; hasret kaldığı pınarların sularını kana kana içecekti..

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Kan kırmızı kaldı geriye...1... Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Kan kırmızı kaldı geriye...1... yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Kan Kırmızı Kaldı geriye...1... yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL