8
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1496
Okunma

Hava çok soğuktu ve üç tane henüz on beş yaşındaki çocuk, bu soğuk havada evleri yerine kafeye gidiyorlardı. Ayşe, çocukların gözlerindeki sevgisizliği görmüş, içi bir başka acımıştı. Çocuklarına daha sıkı sarılmış, onları sevgi ile bağrına basmış, koşar adımlarla evlerine gelmişlerdi. Yolda, hiçbir şey konuşmamıştı çocukları ile.
Evde, yine büyük bir düşünce almıştı Ayşe’yi. Çocuklar ile olan konuşmasını düşündükçe, aklını yitirecek gibi oluyordu. Nasıl bir aileydi ki, akşam olmasına rağmen çocuklarını merak etmiyor, sokakta çakallara ve kurtlara emanet ediyorlardı. Sokaklar, son zamanlarda hiç güvenli değildi. Erkek, kız demeden tecavüze uğrayan, eroin, hap, esrar kullanan, kafası, kolu, kesilerek çöplere atılan, evden kaçıp bir daha evine dönmeyen çocuk sayısı her geçen gün çığ gibi büyüyor, paralı ve kimsesiz çocuklar için her köşe başında tuzaklar kuruluyordu. Bu çocukların aileleri bunu bilmiyorlar mıydı, yoksa biliyorlar da önemsemiyorlar mıydı? Önemli olan çocuk dünyaya getirmek değildi, önemli olan kendi istekleri dışında dünyaya gelen çocuklara gerçek anlamda anne ve baba olabilmekti. Ve ne yazık ki, üç çocuk daha sokaklara düşüyordu göz göre göre.
Bu çocukları düşünürken, kardeşi Kader takılmıştı aklına. O ne durumdaydı? Kendi telaşına düşmüş, onunla ilgilenemez duruma gelmişti. Gül hanımı da görmeyeli bayağı olmuştu. Şu sorunları halledince, ilk işi kardeşini görmek olacaktı.
İçinde bulunduğu durumu birileri ile paylaşmak isteği duyuyor, kimseyle konuşamadığı için kendini çok yalnız hissediyordu. Muhtar ve Hayriye hanımın derdi başından aşkındı. Şimdi onlarla da konuşamazdı. Can bey geldi aklına, ona da ulaşamazdı akşamın bu saatinde.
“Evet, evet Can Bey ile konuşayım. Keşke telefon olsaydı evde. Arar ve paylaşır, belki biraz rahat uyuyabilirdim” diye düşünüyordu. Saat daha akşamın yirmi otuzu olmuştu. Kış ayında geceler çok uzundu ve sabahı beklemek çok zor geliyordu. Bu düşünceler içinde, kalkıp mutfağa geçti. “ Off! Mutfak ne kadar da soğukmuş” diyerek hemen odaya geçip üstüne hırkasını alıp, tekrar mutfağa dönmüştü. Bulaşıklarını yıkamayı yeni bitirmişti ki, kapının sesi ile irkildi.
“Hayırdır, gecenin bu saatinde kim gelir ki bana?” diye düşünürken, kapının önüne gelmiş,” kim o” diye seslendiğinde, doktorun sesi ile bir kez daha şaşırmıştı. Doktor bey, Ayşe’nin evine hiç gelmemişti, şimdi neden gelmişti? Kapıyı korkarak açtı.
“Bizi kapının önünde dondurmaya niyetlendiniz galiba Ayşe Hanım”
“Şaşkınlığıma verin lütfen. Sesinizi duyunca çok şaşırdım. Buyurun, hemen girin içeriye, soba yanıyor, çok üşümüş olmalısınız?”
“Özür dilerim. ablamı ikna edemedim. Üç gün önce geldi. Evi, derli toplu, tertemiz, dolapta yemekleri görünce çok şaşırdı. Daha önce geldiğinde, iki gün evden çıkamazdı temizleyeceğim diye. Senden söz ettim ablama, o da çok merak etti, seni görmek ve tanımak istedi. Yarın sabah erkenden dönmek zorunda, yani sen gelmeden, o gitmiş olacaktı. Onun için geldik, gecenin bu saatinde. Tanıştırayım ablam Hacer. Ablacığım bu gördüğün de, çok merak ettiğin Ayşe”
Ayşe, Hacer’in yüzüne bakıp öylece kalmıştı. Bu yüzü bir yerlerden tanıyordu. Çocukluk aşkı Ahmet Can’ın ablasının ismi de Hacer’di. Bu bir tesadüf müydü? İsim benzerliği olabilir miydi? Hacer’in yüz ifadesi gelip yerleşti Ayşe’nin gözlerine. Sarı saçlı, beyaz tenli, masmavi denizi andıran gözleri, okka gibi burnu ve kiraz gibi yanakları ile etine dolgun, dikkat çeken biriydi ve bu Hacer de aynı sima vardı. Şimdi biraz daha yaşlanmış, saçlarına kırlar düşmüş ama güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti.
“Ben de özür dilerim Ayşe Hanım. Kardeşim ısrarlarıma dayanamadı, gelmek zorunda kaldı.”
“Ne özrü Hacer Hanım. Çok sevindim sizi tanıdığıma. Doktor bey anlatıyordu sizi, ben de çok merak ediyordum, ne güzel oldu sizi getirmesi. Sıcak su var, hemen çay demliyorum. İçeriz değil mi? “
Ayşe yerinden kalkıp, mutfağa çay demlemek için geçtiğinde, Hacer hanım, derin derin düşüncelere dalmıştı. Ona da, Ayşe hiç yabancı gelmemişti.
Doktor gelirken çocuklar için çikolata, bisküvi, pasta gibi şeyler almıştı. Paketleri mutfağa geçirmiş, çayın yanında ikram etmek için tabaklara yerleştiriyordu. Çocuklar, doktor beyi görünce sevinçle boynuna sarılmış, yanaklarından öperek mutluluklarını ve sevgilerini gösteriyorlardı. .
“Ee çocuklar nasılsınız bakalım? Okulunuz nasıl gidiyor? Bir sorun yok değil mi?
Ayşe çocuklarının tabaklarını çalışma masasının üstüne bırakmış, bardaklarına meyve suyunu doldurup, çalışırken yemelerini istemişti. Demlenmiş olan çayını sobanın üstüne getirmiş, tabakları almak için tekrar mutfağa geçmişti.
“yok doktor abi. Teşekkür ederiz. Biz izninizi istiyoruz. Derslerimizi bitirmemiz gerekiyor.”
Çocuklar odadan çıktıktan sonra Hacer konuşmaya başlamıştı.
“Ne terbiyeli ve görgülü çocuklar. Helal olsun, tek başına, üç tane çocuğuna bakıyor kadın. Valla anlattığın kadar varmış. Can, Ayşe hangi köyde yaşamış, biliyor musun?”
“Evet abla, çocuklar çok terbiyeli, derslerinde de başarılılar, Hele Sıla, zehir gibi. Matematik zekâsı çok fazla. Amacı doktor olmakmış. Bu çalışma ile olur eminim. Ayşe, köyünün adını söylemedi, ben de hiç sormadım. Kardeşi Kader’i kaçırmaya gittiklerinde bile, köyün adını sormak aklıma gelmedi. Neden sordun ki bunu?”
“ Ayşe, Sorkun’daki, çocukluk aşkın, Ayşe’yi hatırlatmıyor mu sana? Baksana, aynı sima, aynı bakışlar. Fark etmedin mi, ben odaya girdiğimde, yüzüme tanıyormuşçasına nasıl bakıyordu?”
“Birkaç defa aynı soruyu sordum kendime, o Ayşe olabilir mi diye? Ama aklıma gelip de köyünü sormadım. Ayşe’ye karşı, daha önce hissetmediğim duygular hissediyorum. Biliyorum, Ayşe’nin üç çocuğu var ama bu durum benim ona ilgi duymama engel olmuyor abla”
“Eğer köyde kalıp, orada verilen değerlere göre yetişmiş olsaydım, sana böyle bir şey olamaz diye tüm gücümle karşı çıkardım. Şimdi asla karşı çıkmıyorum. Biliyorsun ben de, iki çocuklu bir adam ile evlendim. Eşi ölmüştü ve ben ona âşık oldum. Aşk denen duyguları tattım. Öyle mutluyuz ki, onun çocukları, benim çocuklarım oldu. Onlar da bana hiç saygısızlık yapmadılar ve belli bir zaman sonra anne demeye başladılar. Onun için sana hiçbir şey söyleyemem Can”
Can, ablasına cevap vermeden, Ayşe salona girmişti. Çayı, fincanlara doldurup, önce Hacer hanıma, sonra Can beye verdi. Kendisi de bardağını alıp sandalyeye oturdu.
“Sizi görünce çok şaşırdım. İnanın hâlâ şaşkınım. Ama çok da mutlu oldum”
“Ben de seni tanıdığıma sevindim Ayşe. Yarın sen gelmeden ben gitmiş olacağım ama seni görmeden de gitmek istemedim. Kardeşime bu kadar iyi bakan ve onu içine düşeceği pis bir durumdan kurtaran kadını tanımak hakkım değil mi?”
“Ablam her şeyi biliyor. Senin, Gül hanımın davasında neler yaptığını ve beni nasıl bir pisliğin içinden kurtardığını anlattım. Babam bile merak etmeye başladı seni”
“Hangi kadın olsa yapardı doktor bey, yapmayın lütfen, Bu akşam, başka bir şey dileseymişim olacakmış demekten alamıyorum kendimi. Yarın size gelemeyeceğimi, bir gün sonra gelsem sorun olur mu diye soracaktım. Telefon olmaması ne kötü evde, diye düşünüyordum”
“Hayırdır, bir sorun mu var? Önemli bir sorun olmasa gemlemezlik yapmazsın”
“Evet, yarın çocukların okuluna gitmem gerek. Çocuklarımın başında bir sorun var, bu soruna hemen el atmazsam, işler kötüye gidebilir. Bu da beni korkutuyor”
“Nasıl bir sorun, anlatabilir misin?”
“Sıla’nın peşine, kendisinden büyük bir çocuk takılmış, haftalardır de peşindeymiş. Çocuklar korkmaya başlamışlar. Bu akşam, çocukları gördüm, davranışları beni bile korkuttu doktor bey”
“Bu kötü. Hemen hallet. Çocuklar çok önemli. Yarın, erken çıkacağım işten. İstersen ben de geleyim. Belki yardımım dokunur”
“Önce ben yalnız gidip öğretmenleri ile konuşayım. Eğer, zorda kalırsam sizden yardım isterim. Muhtar beye gidemedim, onun başındaki sorun zaten yetiyor”
“ Yalnız şehirler değil, köylerde de çok büyük tehlikeler var. Çok dikkat etmek gerek. Geçenlerde, on dört yaşında bir kızı getirdiler hastaneye, karın ağrısı ile. Muayene edildiğinde, çok şaşırdık. Kız hamileydi, hem de dört aylık. Olay adliyeye intikal etti. Kız korkudan söyleyemedi önce, çocuğun kimden olduğunu ama sonra tek tek anlatmaya başladı. Aile içi ilişkiler, öyle çok ki, bu kıza da, teyzesin kocası tecavüz etmiş. Adam tutuklandı. Kızı ölüm tehlikesine karşı korumaya aldılar. Bu tür olayları gördükçe, bizler bile korkmaya başladık”
“Doktor bey, aile içi ilişkiler, kıstırılmış, bastırılmış toplumsal değerler yüzünden, çok oluyor galiba. Cinsellik yasaklandıkça, ailedeki insanlar, en yakınlarında, bu hayvani ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyor. Aile de, çoğu zaman bu olanları öğreniyor ama gizliyor “ kol kırılır yen içinde kalır” mantığını uyguluyorlar diye düşünüyorum”
Devam Edecek