21
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
4547
Okunma

Zeynep Hanım, her zamankinden biraz daha erken kalkıp, abdestini alarak sabah ezanının okunmasını beklemeye başlamıştı. Pencereyi açıp, yıldızlara baktı bir süre. Her zamanki parlak yıldız, tamda penceresinin önünde parlıyordu ona; uzaklardaki bir dost gibi…
Bir süre, hayaller kurmuştu yıldızlara bakarak. Bugün bayramdı ve Zeynep Hanım hiç olmadığı kadar yalnızdı evde. İki çocuğu vardı; ama başka şehirlerde oturuyorlardı. Bir an çocukluğu geldi gözlerinin önüne. Annesi, babası ve kardeşleri… Kalabalık bir ailesi vardı önceden. Şimdi yalnız olması, o yüzden zor geliyordu.
Kırk dokuz yaşında, beyaz tenli, minyon tipli, güler yüzlü, elâ gözlüydü Zeynep Hanım. Yıllardır yalnızdı, ama mutlu olmasa da, hep mutluluk numarası yapardı. Bir maskeyle dolaşır, dostlarına gülücükler dağıtırdı. İçi kan ağlasa bile… Yaşına rağmen, yıllar onun güzelliğinden pek bir şey alıp götürememişti. Hala genç ve diriydi vücudu.
Sabah ezanı okunmaya başladığında, yatağına oturup ezanı dinledikten sonra, namazını huşu içinde kılmıştı. Bugün bir başkaydı onun için… Bayramdı. ‘Gelen giden olur.’ Diye, şeker hastası olmasına rağmen, bir tepsi baklava yapıp, hazır etmişti bayramda gelecek misafirleri için.
Namazdan sonra, hafif bir kahvaltı hazırlayıp masaya oturmuştu. Telefonunu da hemen yanına koymuştu. ‘Çocuklarım ararsa, duyamam.’ Diye düşünüyordu. Çayını koyup, kahvaltısına başlamıştı; ama boğazından lokmalar geçmiyor, düğüm düğüm düğümleniyordu. ‘Ne varda aramıyorlar? Acaba uyanamadılar mı?’ diye sitemkar duygular taşıyordu içinde.
Bir lokma yemeden sofrayı toplayıp kaldırmıştı. Baklava sinisini tekrar gözden geçirip, şekerliğe çikolataları doldurmuştu. ‘Gelen giden olursa, hazır olsun.’ Odaya geçip beklemeye başlamıştı. kâh üzgün, kâh neşeli… Çünkü bayramdı, çok da fazla üzülmemek gerekiyordu ama; yüreği daralıyor, içi titriyordu. İç dünyasında çok yalnızdı. Evindeki gibi…
Öğlen olmuş, ne gelen olmuştu, nede arayan… Birden telefon çalmaya başlamıştı. Titreyen elleriyle alıp açmıştı telefonu. Arayanı merak ediyordu. ‘Acaba kızım mı? Yoksa oğlum mu?’
Hiç biri değildi arayan. Telefondaki ses, ‘bayramın mübarek olsun anne. Ben kalender.’ Zeynep Hanım, sicim gibi bırakmıştı artık gözyaşlarını. Özgürce akıyorlardı. Telefondaki ses bağırıyordu. ‘Ağlama anne! sen yalnız değilsin! Ben varım! Ben varım! Diyordu.
Kalender’le Zeynep Hanım, bir sitede tanışmışlardı. Otuz yaşındaydı, Kalender. Sekiz yaşındayken, ölen annesinin yerine koymuştu Zeynep hanımı. Çok seviyorlardı birbirlerini.
Hani net sanaldı? Hani net yalandı? Telefonun diğer ucundaki ses, canlıydı oysa… Bağırıyordu durmadan Kalender. ‘Anneeee! Anneeee’ Öğlen olmuştu. Çocukları aramamıştı halâ…
Yalnız Kadın
Yalnızlık girdabında
Bir kadın,
Kıvranıyor acılarla…
Boşuna yaşadığını
Düşünüyor,
Etrafındaki hancılarla…
El sallıyor hayata,
İşte gidiyorum
Eyvallah!..
Emine
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.