21
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1366
Okunma


Aslı, merhaba…Nasılsın, canım arkadaşım? Ben mi? Dur! Ben ; iyi miyim, kötü müyüm? Anlatayım da sen karar ver. Asla tahmin edemezsin yaşadıklarımı.
Dur , dur…Cemil mi? A, bu akşam, hep onu dinleyeceksin benden. Ööö, diyeceksin sonunda! Evet, o, harika aşkımız (!) Cemil’le birlikte çöp tenekesini boyladı.
Aslı, bak canım, zamanını alacağım biraz. Olsun, bana yazsın, bu önemli bir konuşma. . E, ne yapalım? O kadar uzağa gitmeseydin. Aynı şehirdeyiz ama, ayda bir bile görüşemiyoruz. Net’te anlatılacak şey değil bu. Sesimi duymalısın. Ah! Beni o gün görseydin, ağlamaktan perişandım. Ama, biliyor musun, intikam almak acayip bir duygu? İnsanı kendine getiriyor.
Aslı, dinle! Biliyorsun, Cemil’le tanışalı üç ay oldu. Müthiş aşkımızı da biliyorsun. Fakat, birazdan dudağın uçuklayacak. Sen, ona gıcık oluyordun biraz. Demek hissetmişsin, keşke alıcıların biraz daha güçlü olsaydı da, beni çok önceden uyarsaydın.
Dur, sabret, ona da geleceğim. Ya, sırayı kaçırmak istemiyorum. Sana her şeyi, her ayrıntıyı anlatayım ki, o muazzam duyguyu bir kere daha yaşayayım. Ah, tabii, sen olmasan! Arkadaşların en güzeli… Sen, benim biricik arkadaşımsın.
Her şey öyle güzel gidiyordu ki, artık evlilikten bile söz etmeye başlamıştık. Ben, bugün yarın, bana evlenme teklifi edecek, diye beklerken…Ah, bak yine gözlerim doldu! Görsen, suratım hala şiş. Kız Aslı, demek onu sevmişim, hala içim sızlıyor. Ne mene şey bu? Adam, yıktı, geçti gönlümü. Benimse, hala yüreğim kan ağlıyor.
Yok, yok.. iyiyim canım.. Olur mu? Sen, beni merak etme.
Nerde kaldım? Ha, bak şimdi! Birden içime bir kuşku düştü. Evet, durup dururken. Sanki, bana ihanet ediyormuş hissi. İçimden bir ses; seni aldatıyor, diye bağırıyor. Gerçekten! İnan buna! Ne ettiysem, bu kuşkudan kurtulamadım.
Hani, sana söz ediyordum hep, Azime Abladan. Hani, bir kere de görmüştün bizim iş yerinde onu. A, evet, çok güzel fal bakar. Ona danıştım. Cemil’i görmüştü, bir iki kere. Harika bir insandır, Azime Abla…O, bence erenlerden.
Dedim ki; Azime Abla, ölüyorum bu kuşkudan, bana bir akıl ver. Evet, Aslı!..Aklımda bir plan vardı. Kendiliğinden gelişip, zihnimin ortasına pat diye oturan bir plan.
Onu sınamak istiyordum… Azime Abla ; Sibel, sına, ama sonucunu katlanabilecek misin? Ya korktuğun şey olursa? diye beni uyardı. Aslında söyledikleri çok doğruydu. Ama, kuşku, çöreklenmişti içime bir kere. Ne olursa olsun, her gün ölmektense, bir gün ölür, bitiririm bu işi, dedim. Planımı uygulamak için işe giriştim.
Aslı, nasıl bildin? Sen , müthiş zeki bir kızsın. Benim arkadaşım akıllıdır. İşte tam da tahmin ettiğin gibi. Uydurma bir isimle, hani, şöyle , göz alıcı bir isimle, onu, msn’ye davet ettim. Beni hemen kabul etti. Bir de, sarışın bir afet resmi koydum sayfaya.
Merhaba, sizin adresinizi arkadaşımdan gelen bir mailden kopyaladım, dedim. Adınız tanıdık geldi de. Emin değilim ama...gibi bir şeyle geveledim.
Hemen açıldı muhabbet. Aslı!...Orda mısın? Arada bir ses et, boşluğa mı konuşuyorum acaba, hissine kapıldım, bir an. Ha, tamam. Nerde kaldım? Ertesi gün devam ettik . Ama benim içim gidiyor Ağlaya ağlaya yazıyorum cümleleri.
İki gün boyunca onu görmedim zaten. Üçüncü gün, tamam, dedim. Bu adamdan bana hayır yok. Haklısın Aslı! O güne kadar anladım tabii, ama içimden hala bir şey, ha yanıldın yanılacaksın, diye bekletti beni…Umut işte.
O, rezil, beş para etmez , hergelenin tekiymiş meğer.
Ne yapmalıyım? Kara kara düşünüyorum.
Azime Ablaya gitmedim bunun için. Dedim ki; kendim geleceğim üstesinden. Dedim ama, ağlıyorum hüngür hüngür. İntikam almazsam ölürüm. Girdim msn’ye, baktım orda, randevu verdim. Evet, bildiğin randevu. Saati, yeri konuştuk. Ama, bir gör, nasıl hevesli! Benim yüreğim kan ağlarken…
Aslı!...O gün beni görmeliydin. Felakettim. Nasıl mı giyindim? Sorma, giyebileceğim en paspal kıyafetlerimi çektim üzerime. Ağlamaktan şişmiş bir suratla çıktım evden.
Sanat merkezinin karşısındaki kafede buluşacaktık. Ha, telefon mu? İşte ben burada tıkanacağım sandım. Ama kolay atlattım. Telefon istedi. Tabii, verdim. Bu plan dahilindeydi. Bir gün önce yeni bir hazır kart almıştım. Fakat, sesimi tanırdı, arasaydı. Ben ne yaptım? Dedim ki; şu saate kesinlikle orada olurum, telefona gerek kalmaz. Zaten cimrinin teki, işine geldi.
Bu arada, sarışın afetle buluşma heyecanı içinde olan sevgilim, beni aradı. Açtım telefonu. Pazar günü annesine gidecekmiş. Zavallı kadın çok hastaymış. Görüyorsun, bir öğrenci gibi bahane uyduruyor. Halbuki dese ki; bitti, seninle olmaz, hayatımda başkası var… Ona saygı bile duyardım.
Ah, Aslı! O gün öyle heyecanlıydım ki, sahneye, ilk kez çıkacak, çömez oyuncular gibi, ter üstüne ter döküyordum. Bir ara, vazgeçeyim, dedim. Yok, olmaz ki. Bu kadar uğraş. Vazgeçer miyim? Gittim tabii. Dur , anlatacağım. Gittim ki, ne göreyim ; bizimki, son moda, spor giysilerini çekmiş oturuyor. Pişmiş kelle sırıtışını da takınmış. Ah! Erkek olsam, şöyle, iyi bir meydan dayağı çekilecek adamdı ya.
Beni göremedi. Temkinli yaklaştım. Sonra, uygun anı kollayıp, karşısına, küt diye, oturdum. Suratının halini görmeliydin. Gözleri faltaşı, ağzı yarım dükkan açık… Bakakaldı. Bir ara gülerek, işi şakaya vuracak sandım. Kem küm etti… Derken, ben önündeki kahveyi aldım, suratına boca ettim. Üstüne de tükürdüm. Çektim geldim.
Yok, gelmedi. Dönüp baktım. Orada, cansız balık gözleriyle kaldı o. Adam, kalpten gitmesin, diye endişe bile duydum.
A, aramaz mı? Aradı. Birkaç saat sonra. Aslı!..Adama bak! Ne yüzsüz! O durumda kendini savunabiliyor. Bana ne dedi bil? Kızım sen, hastasın! Harbiden hastasın, dedi.
Görüyor musun? O, beni, sahte sarışınla aldattığı için hasta değil; ben, onu sınadığım için hastayım. Yani, kafayı üşütmüşüm.
Ben mi, cevap vermez miyim? Verdim… Bittin! dedim. Defol! Hayatımın hiçbir karesinde yerin olamaz, defol! diye bağırdım, avazım çıktığı kadar.
Aslı!..Canım arkadaşım. Sağ ol, beni dinlediğin için. Aslı, Aslı!…Orda mısın? Uyudun sandım da...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.