15
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1933
Okunma

Zehra’nın sözleri karşısında bütün köy halkı şok geçiriyordu. Köyün en güçlü iki delikanlısı Ali ile Aslan’ın anneleri de pınar başında her şeyi duyuyordu. Zehra’nın sevdiği, Yusuf’un annesi de oradaydı. Yusuf ile Zehra, birbirlerini çok sevmişler, aileler de olumlu görmüş, evlilik yolunda ilk adımı atmışlardı. Ne olduysa Zehra ile Yusuf’un sözü kesildikten birkaç gün sonra olmuş, Yusuf, at ile dereden geçerken at devrilmiş, Yusuf atın altında kalarak ölmüştü ve ağa Zehra’yı adamlarına kaçırtıp zorla tecavüz etmişti. Zehra, ölmek istemiş ama eğer kendini öldürür ya da tecavüz edildiğini etrafa söylerse, annesini, kardeşlerini ve babasını öldürteceğini söylemişti. Onun için ölümü seçememişti Zehra
Köy muhtarı kalabalığın bir araya toplanmasından korktuğu için jandarmaya haber vermişti. Ve jandarma da Zehra’nın her sözüne tek tek şahit olmuştu.
“Yalancı, seni öldürecem. Orospu”
Diye bağırıyordu ağa. Ama sesi kalabalığın duvarına çarpıyor tekrar kendine geri dönüyor, daha ileri gitmiyordu.
“Orospu” kelimesi bütün kadınları çileden çıkartmıştı. Birkaç dakika önce pınarın başında bu konu konuşulmuş, ağanın pis pis bakışlarının kendilerini nasıl rahatsız ettiğini anlatmışlardı birbirlerine.
“Ağa”
Diyen başka bir sesle arkasını döndü. Ona seslenen, ağanın dördüncü karısı Emine idi. Emine, ağadan 20 yaş küçük genç bir kızdı. Yerde yatan ağanın yüzü, öfkeden kudurmuş köpek gibiydi ve gözlerini ayırmadan, kalabalığın arasından sıyrılmış, yavaş adımlarla atın yanına doğru yürüyen Emine’nin yüzündeydi. Ağa, en küçük karısı Emine’yi hiç böyle görmemişti. Kalabalığın uğultusu, Emine’nin sesi ile kesilivermişti. Emine’nin yanına diğer üç eşi de katılmış, dört kadın korkusuca, ağanın yanına doğru yürüyorlardı.
“Sizi sürtükler sizi. Ne işiz var burda? Eve gidince dördünüzü de dama kilitleyip, eşek sudan gelene kadar dövmez miyim ben. Aç karnızı doyurdum, şimdi bana saldırmaya mı geldiz. Doymak bilmez köpekler”
Dört kadından üçü konuşmuyordu. En küçük olan Emine konuşuyordu bir tek. Ama dört kadın el ele tutuşmuş, birbirlerinden güç alıyorlardı sanki. Emine ve diğer üç kadın için ok yaydan çıkmıştı bir kere ve geri dönüşü yoktu. Bildikleri her şeyi, köy halkı önünde haykırmalı ve köyü esaretten kurtarmalıydılar. Yoksa kendileri ve bu köydekiler için bir gelecek olmayacaktı ağa serbestçe dolaştığı sürece.
“ Ağa, sen kendini insan mı sanıyon? Burada gördüğün sokak köpekleri bile senden daha değerli bizim gözümüzde. Sen hiç acıdın mı bize. Dört tane kadını alıp, zorla tecavüz edip, karnımıza çocukları koyarken hiç acıdın mı? Sen, ana ve babalarımızı tehdit edip, kardeşlerinizi yok ederim diyerek satın alamdın mı bizi? Sen, kendinden güçlü gördüğün insanları, bu köpeklerine öldürtüp yok etmedin mi? Ey köy halkı, kocaya kaçtı dediğiniz kızlarınız nerde bilimisiz? Ağam diye bağrıza bastız bu pezevenk, şerde bir evde tuti kızlarızı. Onları satarak kasasını doldurup, sizi hizmetçi yapi. Siz hala uyuyun ayakta. Varsa yoksa ağanız. O iyidir. O babadır deyip her dediğine inanıp, kızlarınızı evlatlıktan sildiz. Onlar nerde diye bir defa bile aramadız. Hiç biriz, benim ve ablam kadar cesur olamadız. Ben ablam ile buldum kızlarızın yerini. Değil mi komutanım?
Ağa bu sözlerden sonra, artık yüzünü yerden kaldıramayacak duruma gelmişti. Ağanın adamlarını jandarma yakalamış hepsini etkisiz hale getirmişti ve ağa artık bu kadar kalabalığın içinde yapayalnız kalmıştı. Emine ağanın ta karşısında yerde oturuyordu hala, bir hamle yapıp Emine’nin ayaklarını tutmak istedi ama Emine tiksinerek ağanın yüzüne bakıp, bir adım geri çekildi.
“Bedenimi kirlettiğin gibi ayaklarımı da kirletme bari”
Ağa, düştüğü yerden doğruldu ve bütün gücü ile Emine’ye bir tokat attı
“Seni öldürecem, pis kaltak”
Emine ağanın tokadı ile sendelememişti bile. Yere öyle sağlam basıyordu ki, eli ile itince ağayı, ağa yine yere düşmüştü. Köy halkı ilk şoku atlatmış, ağanın üstüne doğru saldırmaya başlamıştı. Jandarma, ağanın önünde etten duvar oluşturmuş, kimseyi yanına yaklaştırmamak için çabalıyordu ama bu öfkeye gücü yetmiyordu. Takviye istemişti komutan karakoldan. Gelen takviye ekibi ile zor almışlardı köylünün elinden ağayı. Bütün vücudu yara bere içinde kalmıştı. Artık dermansızdı dizleri ve yerde sürünüyordu. Jandarma arabaya zor bindirdi ve köyden kaçırdı.
Ağanın kaçırılması ile bütün insanlar oldukları yere çökmüş, bildikleri ama kabul edemedikleri gerçekler ortadaydı ve artık inkâr etmek, kendilerini kandırmak yersizdi. . Kızları kayıp olan anne ve babalara, jandarma çocukları getireceğini ve beklemeleri gerektiğini söylemişti. Şimdi onlar çocuklarını bekliyorlardı.
Köyden beş tane kız kaybolmuştu. Kaybolan kızların sevdikleri vardı köyde bir an onlarla kaçtıkları düşünülmüş ama gençler köyde kaldıkları için, onlarla gitmedikleri anlaşılmıştı. Jandarma, günlerce gençleri sorguya çekmiş ama hiç birinden bilgi alamamıştı. Gerçekten sevdiklerinin nerede olduklarını bilmiyorlar, onlarda jandarma ve köy halkı ile birlikte, bakmadıkları kuyu, dere, ırmak, dağ, taş ova bırakmamışlardı. Kızlar yer olmuş yerin dibine girmişlerdi sanki. Beşinin de yaşları çok küçüktü. En büyüğü henüz on yedi yaşındaydı.
Kızlar kaybolalı beş ay olmuştu. Artık hayatlarından umut kesilmiş aramalar da sona ermişti. Ağa köy halkına,
“Bu kızlar zaten buralada durmazdı. Hepsinin gözü şerdeydi. Kim bilir kime kaçtılar. Belki de hepsi bir genel eve düşmüştür. Beklemeyin artık”
Diye bağıra bağıra söylemişti köy kahvesinde. Ve kızlardan birinin babası bu söylenenlere dayanamamış, kalp krizi geçirmişti ve artık yatağa bağlı yaşıyordu. Bir kızın annesi de utancından dışarı bile çıkamaz olmuş, yataklara düşmüştü. Köy halkı bu beş aile ile konuşmaz olmuş, dışlamışlardı. Ve şimdi gerçeğin öyle olmadığı çıkıyordu ortaya.
Köyde, birçok olayın ortaya dökülmesi, burada yaşayan insanların birbirlerine kenetlenmesi gerektiğini göstermişti. “ Bir elin nesi var, iki elin sesi var” “Birlikten kuvvet doğar” sözlerini yeniden hatırlamışlardı. Bir daha ağa denen yönetim sisteminin, köylerine gelmemesi için, birlikte hareket etmeye karar vermişlerdi.
Ağanın, “ Buralar benim tapulu malım “ dediği araziler devlet arazisi çıkmış ve köylüler bu arazilerden, kendilerine yetecek kadar bir bölümünü devletten düşük paralarla satın almışlar, herkes kendi toprağının ağası olmuştu tıpkı Fatma bacı ve Osman gibi.
Köy muhtarı da, bu yapılanlara göz yumduğu ve olayların içinde olduğu tespit edildiği için ağanın adamları ile birlikte, o da ceza evine girmişti.
Devam Edecek
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.