0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
47
Okunma

Maurice, bir süre sonra Sarah ile aralarında eskisinden daha fazla kavga çıktığını fark eder. Önceleri küçük meseleler gibi görünen şeyler artık onda huzursuzluk ve öfke uyandırmaktadır. Sarah gittikten sonra söyledikleri sözleri tekrar tekrar düşünür; nerede kırıldığını, nerede kırdığını, hangi cümlenin gereksiz yere sert olduğunu zihninde yeniden kurar. Bazen pişman olur, bazen öfkelenir. Fakat bütün bu duyguların altında daha korkunç bir şeyi bilmektedir: İlişkileri sona doğru gitmektedir.
Onu asıl şaşırtan, bu sonun yalnızca dışarıdan gelmiyor oluşudur. Kendisi de farkında olmadan aşkını sona doğru itmektedir.
Çünkü insan bazen yaklaşan acıyı beklemektense onu kendi elleriyle erkenden yaşamak ister.
Maurice için aşk, artık sonsuza kadar süreceğine inanılan bir şey değildir. Başlangıcı olan her şey gibi bir gün sona erecek bir şeye dönüşmüştür. O da bu sonu kabullenmek yerine, onu hızlandırmayı seçer. Aşkın yavaş yavaş tükenmesini izlemektense, kendi elleriyle bitirmeyi daha katlanılır bulur.
Fakat burada trajik olan şudur: Bunu yapan insan, aslında hâlâ sevmektedir.
Ve belki de çaresizliğin en derin hâli tam olarak budur: Bir şeyi kaybetmekten korktuğun için değil, onu kaybedeceğini bildiğin için, daha fazla sevmeye cesaret edememek.
Çünkü bazı aşklar bittiğinde değil, biteceğini anladığın anda insanın içinde tükenmeye başlar.
--------------------------------------------
Graham Greene’in Aşk’ın Sonu romanında olduğu gibi, bazı vedalar sevgisizlikten doğmaz. İnsan hâlâ severken, hâlâ isterken, o sevginin kendisine artık yalnızca acı, mutsuzluk ve utandırma verdiğini fark eder.
Çaresiz kalanlar bilir;
Çaresizlik, insanın elinden bir şey gelmemesi değil, elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra ellerini nereye koyacağını bilememesidir.
Önce istersin.
İstemenin insana verdiği o büyük cesaretle, hâlâ değişebilecek bir şey olduğuna inanırsın.
Beklersin.
Anlatırsın.
Susarsın.
Yeniden anlatırsın.
Affedersin
Beklersin
Yeniden umut edersin
Tüm saygısızlıkları sineye çekersin.
Kendinden eksilte eksilte, O’nun tamamlanmasını beklersin.
Sonra bir gün fark edersin
Bazı kapılar, ne kadar uzun beklersen bekle açılmayacaktır.
İnsan bunu anladığında hemen vazgeçmez.
Asıl acı olan da budur.
Bir müddet daha istersin.
Ama artık isteğin, umuttan çok alışkanlığa benzer.
Dilin aynı şeyi söylerken kalbin çoktan vedaya başlamıştır.
Sonra o tuhaf gün gelir.
Dün uğruna her şeyi göze aldığın şeyi, bugün önüne koysalar istemezsin.
Çünkü insan bazen istediğine kavuşamadığı için vazgeçmez;
onu isterken içinde tükettiği bütün güzel duygular yüzünden, artık ona kavuşsa bile eskisi gibi sevemeyeceğini anlar.
Bir söz okumuştum.
“Çok istersin, olmaz.
Sonra da artık istemezsin.”
Bunun adı vazgeçmek değildir.
Bu, insanın kendi içinde bir kapıyı sessizce kapatmasıdır.
Kimse duymaz.
Çünkü her veda ağızdan çıkmaz;
insanın içinde, kimsenin bilmediği bir yerde gerçekleşir.
Yazan
Korhan KÜLÇE
Saat: 11:30
"Burası da benim olsun bari parkı" nda
uzun kulaklı oğlum ile
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.