0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
63
Okunma
“Bizim zaferlerimiz hiçbir zaman tesadüfi olmamıştır;
Arkasında daima Türk’ün çelikten iradesi ve savaşçı ruhu vardır."
(H. Nihal ATSIZ)
Sevgili okurlarım!
Türk Milletinin tarihi zaferlerle doludur.
Ağustos ayı Türk milletinin şanlı tarihinde için zaferler ayı olarak geçer.
Anadolu’yu yurt edinmemizi sağlayan Malazgirt zaferi,
Anadolu Türk-İslam birliğini temin ettiğimiz Çaldıran zaferi,
Fatih Sultan Mehmet’in, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ı mağlup ettiği
Otlukbeli Muharebesi,
Yavuz Sultan Selim, Safevi Hükümdarı Şah İsmail'i yenilgiye uğrattığı Çaldıran
Muharebesi,
Bütün dünyaya huzur, güvenlik ve barış getiren Mercidabık zaferi,
Kanuni Sultan Süleyman, Macar ordusunu çok kısa sürede bozguna uğrattığı Mohaç
Zaferi,
Çanakkale Savaşı sırasında Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki Türk birlikleri zafer
kazandığı 1. Anafartalar Zaferi,
Özellikle bu milletin ve devletin bekası için verilen milli mücadelenin büyük zaferi
Başkomutanlık Meydan Muharebesi,
…….
Yine bu ağustos ayında gerçekleşen savaş ve muhaberelerdir.
Milli bayramların içinde en önemlisi ise hiç kuşkusuz 30 Ağustos Zafer Bayramıdır.
Bilge ATSIZ’ın dediği gibi "Zafer ülküsel bir inancın, sarsılmaz bir iradenin
sonucudur."
Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos’ta başlayıp, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da
Mustafa Kemal’in Başkumandanlığında zaferle sonuçlanan “Başkomutanlık Meydan
Muharebesi’ni anmak için kutlanan bayramdır.
Milli Bayramımız 30 Ağustos Zafer Bayramı, milletimizin bağımsızlık ve özgürlük
aşkıyla yazdığı en büyük destanlardan biridir.
Yüce Türk Milletince her yıl aynı gurur, coşku ve heyecanla meydanlarda
kutlanmalıdır. Bu özel gün, sadece geçmiş bir zaferi anmak değil, Cumhuriyetimizin
temellerini atan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm
kahramanlarımıza olan minnetimizi haykırmaktır.
Milli bayramlarımız arasında, 30 Ağustos Zafer Bayramının farklı bir yeri var.
Osmanlı İmparatorluğunun çöküş sürecinde, milletimizin yeniden diriliş varoluş
mücadelesinde, milletimizin gücünün ortaya koyulması bakımından Zafer Bayramı büyük
anlam ifade eder.
Emperyalist işgal birliklerinin ülke sınırlarını terk etmesi daha sonra gerçekleşse de, 30
Ağustos, düşmana karşı kazanılan zaferle, sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı
günü temsil etmesiyle Türk Ulusunun tarihinde ayrı bir yeri vardır.
Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos’ta başlayıp, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da
Mustafa Kemal’in Başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan
Muharebesi’ni anmak için kutlanan bayram. 26 Ağustos’ta başlayıp, 30 Ağustos’ta Türk
ordusunun zaferiyle sonuçlanan “Başkomutanlık Meydan Muharebesi” yıllardır Türkiye
Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Dış Temsilciliklerimizde coşkuyla
kutlanmakta.
Milli bayramlarımızın önemi bilelim.
Milli bayramların içinin boşaltılmasına millet olarak asla izin vermeyelim.
Günümüzde belli kesimlerce Türk Milletini Milli Bayramlarından soğutmak için, bazı
uygulamaların yapıldığına tanık olsak da; Her ne sebep gösterilirse gösterilsin, gerek kutlama
şeklinde gerekse Milli bayramların özünde yapılacak değişikliği Türk Milleti asla kabul
etmeyecektir.
Anlı, şanlı tarihimizle , önder komutan bilge insanlarımız ile gurur duymamız onları
anmamız gerekir iken maalesef alışık olduğumuz bir konuya da değinmeden
geçemeyeceğim, Diyanet Dini Bayramlar, Kandil Mevlitleri, Cuma Hutbelerinde, özellikle
milli kurtuluş günleri savaşları anarken ATATÜRK’ten hiç bahsetmeme onun kahramanlığı,
komutanlığı, önderliği , devletin kurucusu sıfatını hiç görmezlikten gelme uygulaması beni
ve benim gibi milyonlarca ATATÜRK’e gönülden bağlı sağ duyulu vatandaşlarımızı
derinden üzmektedir.
30 Ağustos Zafer Bayramı, hangi şartlarda kimlere karşı mücadele verilerek kazanıldı?
Geçmiş tarihi bir kez daha gözümüzün önünde canlandırır, hatırlar isek;
Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan önce devletimizin adı Osmanlı İmparatorluğu idi.
Osmanlı Devleti Osman Bey tarafından 1299 da Söğüt de kuruldu. Osmanlı devletini 624
yılda 36 padişah yönetti. Son padişah ise Vahdettin idi. Üç kıtaya hâkim oldu, döneminin en
güçlü devleti idi. Osmanlı Devleti kuruluşundan sonra uzun süre mutlakıyet ile yönetildi.
1876 ve 1908 yıllarında iki kez meşrutiyet ilan edildi. Osmanlı Devletinin kuruluş, yükselme,
duraklama, dönemleri sonunda çöküş dönemi aşamasında, Osmanlı Devletini hasta adam ilan
ederek, biran önce yok oluşunu gerçekleştirmek için, yurdun dört tarafından saldırıya geçen
emperyalist güçlere karşı, (Çoğu bugünün AB üyesi ülkeler ) kurtuluş savaşı mücadelesinde,
TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. “Misak-ı
Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü”nden hareketle,
düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı,
Doğu’da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I.
İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar’a büyük bir
darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine
Mustafa Kemal, ordularına: “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün
vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.” emrini
verdi. Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül
1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça
Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin
savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu
zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal’e “Gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi
verildi.
Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı’ndan sonra, büyük bir
taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı.
1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikleri, büyük
bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydmld”. İstanbul’daki cephane depolarından silah ve
cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar
onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan
sonra, Gazi Mustafa Kemal’in başkomutanlığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922′de
düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos’ta düşman
çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis’te
vardı. Bu savaş, Atatürk’ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan
Muharebesi olarak adlandırıldı.
Büyük Taarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir’e kadar takip edildi.
9 Eylül 1922′de İzmir’in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain
düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline “dur” diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan
yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos
gününü, içerde ve dışarda TÜRK MİLLETİ düşmanlarına karşı dimdik ayakta durarak,
bayram olarak coşkuyla kutlamaya başladı.
Geçmişte olduğu gibi, bugünde Milli bayramlarımızı sahiplenelim. Canımız kanımız
kırmızı beyaz, ay yıldızlı bayrağımızı alalım, arkadaşımız, eşimiz, çocuğumuz ile hep birlikte
meydanları dolduralım.
Atatürk, Atatürkçülüğe, Cumhuriyete düşman kesime, Cumhuriyetin iç ve dış
düşmanlarına darbeci zihniyetine, gücümüzü bir kez daha milletçe gösterelim.
Bu yılda Zafer Bayramını, Türkiye’yi bölmeye çalışan iç ve dış tehdit unsurlarının
olduğu, yurt dışında sınır komşumuz Suriye’de huzurun halen tam sağlanamadığı, dost
müttefik ülke Ukrayna’nın Rusya tarafından topraklarının işgalinin sürdüğü ortamda
kutlayacağız.
Türkiye gündeminde yer eden bir başka konuda “Terörsüz Türkiye” adı altında yürütülen
süreç var. Bu süreç kapsamında elbette kaygılarımız var, elbette çekincelerimiz var, dikkatle
takip ettiğimiz hususlar var.
Yüce Türk Milletinin bağrından çıkan Önderimiz ATATÜRK, milli mücadeleyi Türk
milletinin varlığı için yürütmüş, zafer sonrası Lozan Antlaşmasıyla, devletin birliği ve
ülkenin bölünmez bütünlüğü ile anayasanın güvence altına alınmış, Cumhuriyetin temel
niteliklerinin ortaya konduğu aşamaları göz önüne alarak, çevremizde savaşların olduğu
ortamda dünya güçlerinin ve Türkiye’nin de yer aldığı bölgede, halen kalıcı sulh barışın
sağlanamadığı, zor bir dönemi geçirmekteyiz.
Zafer Bayramında, atamızın bize emanet ettiği Türkiye Cumhuriyetinin değerini,
önemini bir kez daha kavrayarak, yaşadığımız topraklarda Türk Kürt Arap Ümmetçilik
fikriyle değil, TÜRK ULUSU birleştirici şemsiyesi üniter yapısı altında , Milli
Bayramlarımıza, Milli Değerlerimize, Türklüğümüze, Atatürk’ ün İlke ve İnkılâplarına sahip
çıkarak, zaferlerin, Cumhuriyetin, ulusumuz için değerini çocuklarımıza gençlerimize
anlatarak, Milli Bayramlarımızı her yıl daha bilinçli kutlayarak, TÜRKİYE
CUMHURİYETİNİ ilelebet yaşatmak dileğiyle….
ATATÜRK’ÜN KAHRAMAN TÜRK ASKERİYLE KAZANDIĞI 30 AĞUSTOS
ZAFERİNİN BAYRAMI OLAN “30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI “ TÜRK ULUSUNA
KUTLU OLSUN...
Hoşça kalın!
Atatürk’ün Türkiye’sinde sağlıcakla,
Atatürkçü düşüncede kalın...
Erdoğan KIRMIZIOĞLU
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.