2
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
304
Okunma
Anne oğul gece Fatma hanımlarda yatıya kaldılar. Sabah erkenden genç anne, önemli bir iş için iki günlüğüne şehir dışına çıkacak.
’’Oğlum senin yanında mutlu kalır, nazlanırsa nazını sen çekersin, yaramazlık yaparsa ancak sen katlanırsın’’ dedi, genç kadın annesine ve boynuna sarılıp çıktı evden.
Bu sözler, bu emanet... Güven duyulması güzeldi, zorda kalana yardım da fakat yine tarif edilemez bir sorumluluk yüklenmişti omuzlarına...Kızının gidişini pencereden izlerken,
’’Hayat hep toz pembe değildi ki. Zaman zaman bocalamalar, gerginlikler de olur ve görevler de’’ diye geçirdi içinden...
Bir süre arkasından baktı, tam gözden kaybolacakken dönüp annesinin kendisine baktığını görünce gülerek el salladı kızı, Fatma hanım da ona el salladı, yüzüne zoraki bir tebessüm kondurarak...
O gözden kaybolurken Fatma hanımın içini yüzeye çıkarmak istemediği bir sancı kapladı.. Annesi olmadan bu yavrunun gönlünü hoş tutabilir miydi... Bir de gece yatışı vardı ki çocuğun uykuları zaten sıkıntılı...Ama başka çare yok...
Gayet yavaş adımlarla çocuğun uyuduğu odaya geçti. Nasıl da masum, ağzı açık, bir o kadar da deli yatmış tıpkı annesinin yatışı gibi. Başı bir yerde ayakları başka başka yerde... Çocuğun üzerine yorganını örttü. Çok geçmeden tekmeleyip yine açacağını bile bile...Bu kez ayaklarını değil karnını kapattı ve yan tarafına da kendisi uzandı. Uyandığında çocuk yanında yok... Uyku sersemliğiyle kalktı,
’’Ata... Ata’’
Salon, mutfak...
Derken, neden sonra birlikte yattıkları odadan sesi geldi
’’neee’’
Bu ses çocuğun keyifsizlik zamanlarında çıkardığı zoraki sesti, içinden
’’eyvah’’ dedi
’’anne yok tadımız da yok’’ Sese yönelip içeri girdi
’’nerdesiiin’’
Ses yok
Yere kayan yorganın hafif hareket ettiğini gördü, ucunu araladığında Ata’nın kenara büzülerek oturduğunu da...Ama görmemiş gibi davrandı,
’’Ata nerde acaba’’ diyerek,
Zaman kazanmak ve yavrunun gönlünü hoş tutmaktı amacı.
Ata, anneannesinin kendisini gördüğünü anlamıştı aslında
’’tabletimi ver’’ dedi, sadece
Anneanne tabletin, bilgisayarın sakıncalarını bile bile onun şu an hassas gönlünü hoş tutmak için tableti sevinçle Ata’nın yorganla yaptığı yuvanın açıklığından içeri uzattı.
’’Ben mutfaktayım kahvaltı istediğinde gelebilirsin.
Fatma hanım kahvaltı hazırlığına başladığında bazen emekli oluşundan dolayı mutluluk, bazen de ev sorumluluğunun artmasından dolayı pişmanlık duyardı. Çalışma hayatı boyunca hayali, sabahları erkenden bir yere yetişeceğim veya birilerini yetiştireceğim kaygısı duymadan keyfince kalkmak, günün dinginliğini hissetmek, manzarası hoş pencere önünde ağır ağır kahvesini yudumlamaktı.
Sofrayı düzenlemeden önce sessizce yürüyüp Ata’ya baktı. Yatağın üzerine oturmuş elinde tableti stabil görünüyordu.
’’Üzerine bir şeyler giydireyim’’ demedi, gerilebilirdi.
Sessizce tekrar mutfağa döndü, kahvaltılıkları masaya yerleştirmeye başladı.
Emekliliğinin ilk günlerinde tıpkı hayal ettiği gibi saatler, takvimler en aza indirgendi. Gece istediği saatte yatıp istediği saatte kalktı...Pencerenin perdesini sonuna kadar açıp önüne yerleştirdiği koltukta, yudum yudum bol köpüklü veya granül kahvesini, çayını veya çeşit çeşit bitki çaylarını içti...İçti... İçti...Bu hayal tıkır tıkır işlese de süreç içerisinde işte budur dedirtmedi...Çalışıp yorulması gerekiyordu ki bir kahve molasıyla sakinlesin...Düzenli uykuları da sekteye uğramış yatışlar kalkışlar birbirine karışmaya başlamıştı artık... Gündüzün yapılması gerekenler vardı veya gece yapılması gerekenler...
Son günlerde kızının ve damadının şehir dışına taşan çalışma hayatları ile Ata ile daha yakından ilgilenmeye başlamıştı. Ata’nın sevinciyle mutlu oluyor, kaygısı telaşıyla tarifsiz stres yaşıyordu. Karnından başlayıp kalbine doğru yayılan bir sancı...
Kızarttığı patatesleri tabağa koyarken seslendi
’’Canııım, anneannesinin minik kuşu, patatesin hazır’’
Neredeyse kendi duyabileceği kadar yükseklikteki bu seslenmeden amaç torununun kendini kaptırdığı oyundan rahat çıkabilmesi ve tepkisini yumuşatabileceğini düşündüğü bir ön uyarıydı.
Üzeri nakışlı, süslü terliklerini sürüyerek Ata’nın yanına gitti. Halâ yerinde oturan çocuğa
sakince,
’’haydi, patatesin hazır, yüzümüzü yıkayalım, doğru kahvaltıya’’
Çocuk duymamış gibi davrandı
’’haydi anneannesinin arslan parçası’’
Bu kez gözünün altından baktı, kaçamak
Anneanne anladı. Sevindi gönlünü ettiğine,
’’sütlü gevrekte var, üstelik şekerli’’
’’hımm’’ dedi
’’ayrıca bir tane de pişi’’
İstemsizce yerinden kalkarken
’’sana hep söylüyorum, ben pişiyi sevmem diyorum, sen yine pişi yaptım diyorsun’’
Bu sitemkar cevaba
’’sen yemezsen ben yerim’’
’’o zaman sana yaptım deme’’ diyor,
Yüzünü kurulayan anneannesine
’’tamam demem bundan sonra, çok bilmiş’’
Anneannesi mutfağa geçerken,
’’Benim sofrada canım sıkılıyor ama’’
’’tabletini de al gel’’
Hemen hemen her birlikte sabahladıkları gün aynı konuşmalar geçer aralarında...
’’Keşke bir kardeşi olsaymış’’ der Fatma hanım, birbirlerinin dilinden anlarlardı. Yavruya ses soluk olurdu, bir kavga eder bir barışırlardı...
Bugün ne yapsak, bahçede çamurla mı oynasak ki diye düşündü. Hem zaman çabuk geçer, varsın kirlensin üstü başı, hem yıkanır küvette, suyla oyalanır sonrasında da diye düşündü. İçi biraz daha ferahladı günün planlanmasından dolayı.
Küçük çatalın elini acıttığından şikayetle ağzına kızarmış patates dilimlerini büyük çatalla götürürken ağzı gibi kocaman açılan kahverengi gözlerini tabletten ayıramayan Ata’ya bakarak;
’’Kahvaltını işte böyle güzelce yaparsan, bahçede çamurla oynayabiliriz’’
Çok dalgın, duymaz ki diye öylesine sunulan teklifle Ata bir an tabletten koptu...
Gözlerini kocaman açarak, bakışlarını anneannesinin şaka yapıp yapmadığını anlamak ister gibi yüzünde ve gözlerinde gezdirdi;
’’gerçek mi’’
Anneanne;
’’gerçek tabi, kahvaltını güzelce yapınca’’
ağzına aceleyle tabaktakileri tıkıştırmaya bir yandan tableti kapatmaya çalışan Ata’yı anneannesi uyardı gülerek,
’’acele etmeden ama sakince, böyle hızlandırırsan anlaşmamız bozulabilir ha, ona göre!... Sakin sakin yenilecek tabaktakiler’’
Koskocaman gülerek,
’’tamam anneanne’’
’’oyun saatimizin sınırı yok üstelik, oyundan sonra da su savaşı var’’
Sevinçten bir elinde çatal bir elinde kaşık kollarını havaya kaldırıyor bu kez Ata
’’OLEEEEY!!!!!
RÜZGAR YOKTU
Geceye dökülen çakıl taşları...
Baharın dudağından seslenir gibi...
Yıldızları temaşa ederken
Kahve büyülü gözlerde,
Rüzgâr yoktu...
Uçuşan, saçlarını dağıtan...
Ne deniz, yakamoz
Ne gürültü, talan...
Yavaşça dokundu sessizliğine,
Hayaller indi, birer birer
Katlandığı kayıktan...
Nisanın debdebesine kapılır gibi...
Toz pembe, badem yeşili düşler...
Ay şahitti, çepeçevre ağaç,
Yeni yeşeren yaprak
Tüm çiçekler...
Heyecandı umuttu...
Biraz masum, bir yanı yeniyetme deli
Hasretle sınanmıştı özlem...
Rayihada dolanırken renklerin dili...
İşte o gün, o yerde...
Geceye dökülen çakıl taşları...
Baharın dudağından seslenir gibi...
MİNİK KAHRAMAN
Gündüz güneşim, gece ayım
Mevsiminde baharım, mevsiminde harım
Endişe, gurur ve onur, payım
Çayır çimen sektiren
Doru atım, delişmen tayım...
Kâh göklere uçuran, kâh yerlere batıran
Yakan, yıkan, dağıtan…
Anlam yüklü deniz,
Bardağımda duman duman
Sıcacık, şekerli, taze çayım…
Melül, mahzun; rüzgârlara çağıran
Şimşek olup ardından; hüzün, huzur yağdıran
Bazen suskun, gizli; bazen dünyaya meydan okuyan,
Sesim, sedam, hayhayım...
Yudum yudum içtiğim,
Buram buram içime çektiğim,
Kâh kirpiğinde gölgelendiğim
Kızıl şurupta bal, şeker, tat
Umut, nefret destelediğim
Can okumda yayım...
Soğukta korunağım…Sıcakta barınağım,
Buğulu bulut, sığınağım…
Sen ’‘gözlerime bak’’
Ben de yalnız sana bakayım
Uçur beni hayallerine, minik kahraman
Âlemine akayım…
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.