1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
77
Okunma

Bu aralar insanların ne söylediğine değil de ne zaman sustuklarına bakmak lazım.
İnsanı ele veren, söylediği söz değil çoğu zaman; sözünün kendisine dokunduğu yerde çıkardığı sestir...
Hafıza diye bir şey var.
Ve dünü silmek, onun karşısında bana göre zavallılıktan başka bir şey değil.
Hafızayı unutarak ya da kandırılarak susturamazsınız. Zamanın en büyük tanığıdır hafıza.
Günü gelince dün söylediğinle bugün yaptığını alır, gelir oturur karşına.
İşte benim asıl meselem burada başlıyor.
İnsanın değişmesiyle, işine geldiği gibi değişmesi arasında kocaman bir çizgi var.
Fikrini değiştiren insana hiç kızmam. Dün yanlış düşündüğünü bugün fark edene de.
Hepimiz yanılabiliriz...
Benim derdim, dün söylediğini bugün hiç söylememiş gibi davrananlarla.
Dün bir haksızlığın karşısında ayağa kalkarken, bugün aynı haksızlık kendi “mahallesinden” çıktığında oturduğu koltuğuna gömülenlerle...
Bu yüzden insanların tarafına değil, tavrına bakarım çoğu kez.
Taraf değiştirmek başka bir şey, vicdan değiştirmek çok başka.
Dün alkışladığına bugün küfretmek, dün küfrettiğinin bugün elini öpmek; düşünce değişikliğinden çok başka bir şeydir.
Menfaatin yönü rüzgâra göre değişiyorsa, ben buna siyaset demem...
Karakter herkeste bulunmuyor maalesef.
Fikirle omurga arasında her zaman doğru orantı olması gerekmiyor mu?
Dün “asla” dediğine bugün “ama”larla yaklaşıyorsan, dün yere göğe sığdıramadığını bugün küçümsüyorsan, bu bana fikir değişikliğinden çok biraz kolaycılık gibi geliyor.
Fikir ile beraber çıkarcılık da kaygan bir zeminde kendisine haklılık sahası yaratır.
Eski cümleler unutulur.
Eski öfkeler dizginlenir.
Eski dostluklar uzaklaştırılır.
Eski düşmanlıklar avuç içiyle alkışlanır.
Ama ben unutmuyorum.
Hafızam unutmuyor çünkü.
Hakikat ne kadar makyajlanırsa makyajlansın;
“İnsanın geçmişi, bugün kurduğu cümlelerin dipnotudur.”
Ne kadar üstünü çizersen çiz, orada kalır.
Hafıza insanın en acımasız mahkemesidir...
İnsan dönekliğe ne zaman başlar, biliyor musunuz?
“Küçük şeyleri unutmaya başladığı an.”
Savunduğu ilkelerden ödün vermek için önce yumuşatır sözlerini, keskinliğini törpüler. Daha sonra etrafına “ama”larla duvar örer.
Ve sonra kendisine yeni bir gerekçe bulur.
Bir süre sonra “şartlar gereği” diye bir kılıfla kabul edilebilir hâle getirir o ilkeyi.
Ve en sonunda kendisine yabancılaşmayı başlatır.
İşte tam o sırada, hayat kurtarıcı bir manifesto olarak “slogan” ortaya çıkar.
Çünkü slogan düşünmek zorunda bırakmaz insanı.
Slogan, soruyu susturur.
Çelişkiyi örter.
Hafızanın üzerine ölü toprağı gibi atılır...
Ben bunları yapanlara “slogan çocukları” diyorum.
“Dönek” demek zoruma gidiyor.
Çünkü dönek dediğimde, yön değiştirmiş birini tarif etmiş oluyorum.
Mesele bundan daha derin aslında.
Keşke sadece yön değiştirseler.
Bunlar dünlerini de kendileriyle beraber gömüyorlar.
Ve sloganları ne kadar büyük olursa olsun, hafızaları her daim çocuk kalacak...
Çünkü insan büyüdükçe sloganlarını değil, sustuğu yerlerin hesabını taşır; bazılarıysa ömür boyu bağırarak, kendi hafızasının sesini bastırmaya çalışır...
Sustukları yerde, yakalar hafıza!
kızılcan/26
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.