Geçmiş ya da gelecek yoktur. sonsuz bir şimdi vardır. cowley
Halit Durucan
Halit Durucan

DİN VE İNSAN

Yorum

DİN VE İNSAN

( 7 kişi )

7

Yorum

12

Beğeni

5,0

Puan

125

Okunma

DİN VE İNSAN

DİN VE İNSAN

DİN VE İNSAN
İnanç İnsanı Değiştirmiyorsa, Gerçekten İnanıyor muyuz?

Din, insanı yalnızca bir inanca çağırmak için mi gönderilmiştir, yoksa o inancı hayatına dönüştüren bir insan meydana getirmek için mi?

İlahi vahiylerin peygamberler aracılığıyla insanlara ulaştırılmasının temelinde, insanı batıldan hakikate, zulümden adalete, kötülükten iyiliğe ve bilgisizlikten bilinçli bir kulluğa yöneltme amacı bulunduğu düşünülebilir. Buna rağmen insanlık tarihi savaşlarla, zulümlerle, hak gasplarıyla ve adaletsizliklerle doludur. Üstelik bunların bir bölümü doğrudan din adına yapılmıştır. Demek ki vahyin insana ulaşması ile insanın vahyin gereğini yerine getirmesi aynı şey değildir.

İşte din ile insan arasındaki en büyük çelişki burada ortaya çıkar: İnsan inanabilir; fakat inandığı gibi yaşamayabilir.

İslam düşüncesinin önemli isimlerinden İmam Mâturîdî, insanın akıl ve iradesine önemli bir yer verir. Ona göre insan doğru ile yanlışı ayırt edebilme yeteneğine sahiptir; peygamberler ise insanlara yapmaları ve yapmamaları gerekenleri bildirir. Bundan sonrası insanın iradesine kalır. Mâturîdî’nin düşüncesinde akıl ile nakil birbirinin düşmanı değil, dinî bilginin iki temel unsurudur.

Bu yaklaşım bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Vahiy yolu gösterebilir; fakat insanın o yolda yürümesini zorlayamaz.

Yahudi düşüncesinin büyük filozoflarından İbn Meymun da insanın özgür iradesini temel bir ilke olarak kabul eder. Ona göre insan, kendi doğası, seçimi ve iradesi çerçevesinde davranabilir; dolayısıyla yaptığı tercihlerden sorumludur.

Hristiyan düşüncesinin en etkili isimlerinden Thomas Aquinas ise iman ile aklın aynı hakikatin iki ayrı ışığı olduğunu savunur. Ona göre hem akıl hem de ilahi vahiy Tanrı’dan geldiği için, gerçek anlamda birbirleriyle çelişmeleri beklenemez.

Üç farklı dinî gelenekten gelen bu düşüncelerin kesiştiği yerde insan açısından önemli bir sonuç ortaya çıkar: İnanç, insanın aklını ve iradesini ortadan kaldıran bir teslimiyet değil; insanı seçmeye ve sorumluluk almaya çağıran bir hakikat arayışı olarak da görülebilir.

O hâlde din neden insanlığı bütünüyle değiştirememiştir?

Çünkü insan, kendisini değiştirecek hakikati kendi çıkarlarının hizmetine de sokabilir. Dini yaşayabilir, fakat ahlakını yaşamayabilir. İbadet edebilir, fakat kul hakkı yiyebilir. Allah’ın adaletinden söz edebilir, fakat kendi hayatında adaletsiz davranabilir. Diliyle iman ederken davranışlarıyla o imanın gereğini rededebilir.

Bu durumda sorun vahyin yetersizliğinde değil, insanın inancı ile davranışı arasındaki kopuklukta aranmalıdır.

Sosyolojik açıdan din topluma adalet, dayanışma ve ahlak kazandırmayı hedefler. Psikolojik açıdan insaın nefsini, tutkularını, korkularını ve çıkarlarını sorgulamasını ister. Felsefi açıdan ise insanı özgür iradesiyle yaptığı seçimlerin sorumluluğuyla karşı karşıya bırakır.

Bu nedenle din, insanı otomatik olarak iyi yapan bir sistem değildir. Din bir ölçü koyar; insan ise o ölçü karşısında kendisini ortaya koyar. Aynı vahyi dinleyen iki insanın biri adaleti, diğeri çıkarını seçebilir. Biri inancını vicdanına indirirken diğeri onu yalnızca kimlik olarak taşıyabilir.

Belki de bu yüzden din, yalnızca insanları düzeltmek için değil, insanın hakikat karşısındaki gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için de bir imtihan alanıdır.
Çünkü insanın “Ben inanıyorum.” demesi kolaydır.

Asıl soru şudur:

İnandığın hakikat seni değiştirdi mi?

Eğer inanç insanı daha adil, daha dürüst, daha merhametli ve daha sorumlu bir varlık hâline getiriyorsa, inanç ahlaka dönüşmüş demektir. Fakat inanç yalnızca dilde kalıyor, insanın davranışlarına yansımıyor ve hatta kötülüklerini meşrulaştırmak için kullanılıyorsa, orada dinin değil, insanın kendi nefsinin konuştuğunu düşünmek gerekir.

Belki de insanın din karşısındaki en ağır sorusu budur:

Hakikate inanmak mı istiyoruz, yoksa kendi doğrularımıza hakikat adı mı vermek istiyoruz?

Çünkü vahiy yolu gösterebilir, akıl yolu sorgulayabilir, vicdan yolun doğruluğunu tartabilir; fakat o yolda yürümek yine insanın kendi iradesine bırakılmıştır.

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (7)

5.0

100% (7)

Din ve insan Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Din ve insan yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
DİN VE İNSAN yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Tamer Karakaş
Tamer Karakaş, @canim-benim
14.8.2026 23:49:07
5 puan verdi
"İnanç ile ahlak arasındaki o büyük kopukluğu; İmam Mâtürîdî, İbn Meymun ve Thomas Aquinas gibi farklı geleneklerin ortak paydası olan 'özgür irade' ve 'akıl' üzerinden nefis bir şekilde temellendirmişsiniz. Yazıda belirttiğiniz gibi; sorun vahyin yetersizliği değil, insanın inandığı gibi yaşamayıp dini kendi çıkarlarına alet etmesidir. Çok kıymetli, ufuk açıcı bir sorgulama olmuş. Kaleminize, fikrinize sağlık Halit Bey."
mesakin
mesakin, @mesakin
14.8.2026 17:47:08
5 puan verdi
Güzel,anlamlı bir çalışma olmuş tebrik ederim başarılarının devamını dilerim selam ve saygılarımla
Ömer Hüdayi
Ömer Hüdayi, @omerhudayi
14.8.2026 09:53:30
Kıymetli bir yazıydı hocam. Tebrik ederim. Saygılarımla.
Etkili Yorum
erbensalim
erbensalim, @erbensalim
14.8.2026 07:40:30
5 puan verdi
Bu metin; din, ahlak, akıl ve irade ilişkisini muazzam bir mantık zinciri, felsefi derinlik ve tarafsız bir üslup ile ele alan son derece nitelikli bir düşünce/felsefe yazısıdır.

Dini yalnızca ritüel ve kimlik boyutuna indirgemeyip, onu insani sorumluluk ve vicdani dönüşüm üzerinden sorgulayan bu yaklaşım son derece etkileyici.
Ke
Kendi Halinde, @kendihalinde
14.8.2026 07:16:26
5 puan verdi
Dinlerin felsefesini özümseyemedikten sonra, insan olmayı öğrenemedikten sonra inancın ne için olduğunu sorgulatan bir metin. Kaleminizi derin analizinizi kutluyorum. Saygılar sunuyorum.
Etkili Yorum
Gönül Pınarı
Gönül Pınarı, @gonul-pinari
14.8.2026 05:36:58
Güzel yerinde bir çalışma olmuş elinize emeğinize sağlık gerçekten de dinin ortaya koyduğu değerlere uyulmadığı zaman din insana ne yapsın insanı değiştirmez değiştiremez, ancak insan o değerleri kendisinde hayata geçirdiği zaman bir anlamlı olur ve hedefine ulaşmış olur anlamında kaleme alınmış bu anlamlı paylaşımı ve değerli paylaşımcıyı tebrik ediyor esenlikler diliyorum...
Etkili Yorum
Hikmet-Metin
Hikmet-Metin, @hikmet-metin
14.8.2026 01:18:11
5 puan verdi
Çok düşündürücü ve sorgulayıcı bir metin. Din ile insan arasındaki en temel meseleyi, “İnanmak başka, inandığı gibi yaşamak başka” gerçeği üzerinden güçlü biçimde ortaya koymuşsunuz. Özellikle inancın ahlaka, adalete, merhamete ve sorumluluğa dönüşmediği yerde yalnızca sözde kalacağını vurgulamanız oldukça kıymetli.

“İnandığın hakikat seni değiştirdi mi?” sorusu ise metnin bütün yükünü taşıyan çarpıcı bir final olmuş. Kaleminize, emeğinize ve sorgulayan yüreğinize sağlık. Saygı ve selamlarımla.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL