0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
52
Okunma
YOZGAT HEP BEKLER…
Gazetede bir haber okudum: “Yozgat Havalimanı Açılışı İçin Tarih Verildi.” Havalimanında incelemeler yapılmış, projenin büyük ölçüde tamamlandığı belirtilmiş…
İnsan ister istemez seviniyor. Sonra durup düşünüyor:
“Acaba gerçekten?”
Çünkü Yozgatlı beklemeye öylesine alıştı ki…
Karayolunu bekledi, demiryolunu bekledi, şimdi de havaalanını bekliyor. Yıllardır yılan hikâyesine dönen bu mesele, artık zaman zaman mizahın konusu bile oluyor. “Havaalanında uçak bekleyen Yozgatlı” esprileri yapılıyor; merdivenlerin üzerine çıkıp uçak bekleyen Yozgatlıların hayali görüntüleri dolaşıyor.
Biz de gülüyoruz.
Ne yapalım?
Ağlamanın da bir faydası yok.
Atalarımız boşuna dememiş: “Ağlamayana meme yok.”
Ama insanın içi de burkuluyor.
Çünkü Yozgatlı sabırla bekleyen insandır. Öyle arkasından koşup bir şey istemeyi pek bilmez. Hatta yılda bir uğrayıp, “Ne istiyorsunuz, eksiğiniz nedir?” diye soranlara bile çoğu zaman, “Canınız sağ olsun.” diyecek kadar gönlü geniştir.
Belki de mesele tam burada başlıyor.
“Benim gördüğümü onlar görmüyorlar mı?” diye düşünür.
İstemeden yapılsın ister.
Bir şehir, istemeyi bilmediği için mi unutulur?
Yoksa unutulduğu için mi istemekten vazgeçer?
Sonra dönüp Yozgat’a, “Neden göç veriyor, neden gelişemiyor, neden gençlerini tutamıyor?” diye soruyoruz.
Oysa cevabı görmek için fazla uzağa gitmeye gerek yok.
Çandır’dan söz edelim…
Konya’dan Çandır’a ulaşmak için bugün hâlâ birden fazla araç değiştirmek zorunda kalabiliyorsanız, gençlerin burada iş bulabilecekleri alanlar sınırlıysa, fabrikalar birer birer susuyorsa, gençlerin hayallerine karşılık verecek sosyal ve ekonomik imkânlar yeterince oluşmamışsa, o genç neden burada kalsın?
Çandır’ın büyük, güzel evlerine bakıyorum.
Birçoğunun kapısı kapalı.
İçinde hayat yerine sessizlik var.
Bazen insanın aklına acı bir benzetme geliyor:
Açık hava yaşlılar yurdu gibi…
Oysa bu topraklar bunu hak etmiyor.
Yozgat’ın öyle güzel bir havası var ki Ağustos sıcağında bile insanı bunaltmıyor. Geceleri yorgan aratıyor. Suyu var, toprağı var, yeşili var, geniş ve bereketli arazileri var. Üretmeye, yaşamaya, nefes almaya müsait. Öyle temiz ve ferah bir havası var ki, şehir hayatının yorgunluğundan bunalan insanların burada yeniden hayat bulabileceği nice güzellik saklı.
Eksik olan toprak değil.
Eksik olan, bu toprağın imkânlarını harekete geçirecek güçlü bir gelecek tasavvuru.
Ben Yozgat’ı eleştirmek için değil, Yozgat’ı sevdiğim için yazıyorum.
Kimseyi suçlamak, kimseyi hedef göstermek değil derdim.
Sadece şu sorunun cevabını arıyorum:
Bir şehir bu kadar güzel olup neden bu kadar çok bekler?
Belki havaalanı gerçekten açılacak. Belki uçaklar gökyüzünde Yozgat semalarında süzülecek.
O gün Yozgatlı elbette sevinecek.
Ama asıl mesele o gün başlayacak.
Çünkü Yozgat’ın yalnızca uçağa değil; işe, üretime, gençliğe, umuda ve geleceğe ihtiyacı var.
Yozgat hep bekledi.
Artık biraz da beklediğinin karşılığını görme zamanı değil mi?
Hepimizin temennisi şu:
“Yozgat artık bekleyen değil, beklediğine kavuşan şehir olsun.”
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.