2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
81
Okunma
Dalgaların üzerinde yüzebilirdi şiirlerim; sığınabilirdi en güvenli limanlara, çıkabilirdi yeşil taştan adalara. Ama ben derinlerde boğdum, yem ettim hüzünlü balıklara. Bana benzesin istedim şiirlerim; ya da ben onlara.
Sünger avcıları bilir: yüzeye yakın durana kimse bakmaz. Diptedir makbul olan, ışığın vazgeçtiği yerde. O yüzden inersin, bir daha inersin; her seferinde biraz daha aşağıda ararsın. Ben de öyle yaptım. Bir cümle güzel geldiyse yetmedi; altında ne var diye baktım, bulduğumun da indim altına.
Geçen yaz denize karşı oturuyordum, gün batarken. Öyle güzeldi ki hemen bir cümle kurdum içimden; sonra düzelttim o cümleyi, bir kelimesini değiştirdim, bir daha değiştirdim. Güneş battığında elimde iyi bir dize vardı. Batışı hatırlamıyorum.
Vurgun derler buna; hasar dipte değil, yukarı çıkarken olur. Kimi felç olur, kimi hiç çıkamaz. Tuhaf olan şu ki, aynı kelimeyi bir insana tutulduğumuzda da kullanırız. Demek dilimiz çoktan bilmiş: derine inmenin bedeliyle aynıymış birine tutulmanın bedeli.
Çıkan dalgıç ne zaman daldığını karıştırır. Bugünlerde bende de her şey birbirine karışıyor; anlamlar sarılırken dolanıyor. Hafızam yanıltıyor beni, hangisiydi ilk? Gerçi ne önemi var geçmişin...
Nostaljik bir sarıdan medet umulur muydu hiç, geleceğin hazan sarısına?
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.