0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
56
Okunma

Apartman boşluğuna yayılan keman sesi, Eda için geleceğe uzanan bir köprü, yan dairedeki Aksoy ailesi içinse bitmek bilmeyen bir gürültüydü... Konservatuar ikinci sınıf öğrencisi olan Eda, parmakları su toplayana kadar çalışmak, o tınıları mükemmelleştirmek zorundaydı... Ancak yan dairede henüz birkaç aylık olan bebek her ağladığında, kapısı öfkeyle vuruldu...
"Eda Hanım, bebek uyuyor!"
"Eda Hanım, çocuk sıçrayarak uyanıyor!"
Eda kaç kez uyarıldığını hatırlamıyordu bile... Saatlerini değiştirdi, susturucu taktı ama nafileydi... Sonunda apartman yönetimi ve Aksoy ailesinin bitmek bilmeyen şikayetleri meyvesini verdi; Eda evden çıkarıldı... Aceleyle taşınırken, hayatının altüst olmasının verdiği kırgınlıkla okulunu da bırakmak zorunda kaldı... Tahsili yarım, hayalleri eksik kalmıştı...
Eda gittikten sonra daireye giren ev sahibi Hulusi Bey, salondaki dolabın arkasına düşmüş üç sayfalık bir nota kağıdı buldu... Eda’nın kendi el yazısıyla yazdığı, üzerinde yarım kalmış bir hüzün barındıran şahsi bestesiydi bu...
Hulusi Bey’in en büyük hayali kendi çocuğunun konservatuar okumasıydı... Ancak yıllar geçti, oğlu onun istediği yoldan değil, rakamların yolundan giderek mühendis oldu... Hulusi Bey içindeki o sanat ukdesini hiç unutmadı...
Yıllar sonra, yan dairedeki o şikayetçi ailenin büyüyen bebeği Umut, sıra dışı bir müzik yeteneği sergilemeye başladı... Çocuk adeta notaların içine doğmuş gibiydi... Hulusi Bey, Umut’un içindeki cevheri gördüğünde, yıllardır sakladığı o üç nota kağıdını sandığından çıkardı... Artık genç bir bestekar adayı olan Umut’a kağıtları uzatırken şöyle dedi:
"Bu notalar, yıllar önce senin bebekliğinde bu daireden atılan o yetenekli kıza, Eda’ya ait... Senin ailen şikayet etti diye gitmişti... Bu onun yarım kalan hikayesi."
Umut nota kağıtlarını eline aldığında garip bir ürperti hissetti... Sayfalardaki melodiye göz gezdirdi ama derinlemesine incelemedi... Ancak o gece piyanonun başına oturduğunda, parmakları kendiliğinden bir melodi akıtmaya başladı... Zihni adeta çocukluğunun karanlık koridorlarından gelen bir tınıyla yıkanıyordu...
Umut, ruhunun derinliklerinden gelen bu melodiyi kağıda döktü, geliştirdi ve devasa bir senfoniye dönüştürdü... İçindeki ilham selini durduramıyordu...
Aylar sonra, bu besteyle Uluslararası Genç Bestekarlar Yarışması’na katılmaya karar verdi... Yarışma günü salon tıklım tıklımdı... Jüri koltuğunda oturanlardan biri de, yıllar önce öğrenimini yarım bırakmış, şimdilerde Paris’te vokalistlik yapan Eda’ydı...
Sıra Umut’a geldiğinde salona derin bir sessizlik hakim oldu... Piyanonun tuşlarına bastığı andan itibaren Eda’nın gözleri fal taşı gibi açıldı... Bu melodi... Hayatını karartan o apartman dairesinde, gecelerce ağlayarak bestelediği, kimseye dinletemediği kendi eseriydi!..
İşin en çarpıcı kısmı ise şuydu: Eda o yıllarda besteyi yaparken, konservatuar hocasının teknik bir hata olarak nitelendirdiği, ancak kendisinin duygu katmak için bilerek öyle bıraktığı küçük bir tını hatası vardı... Umut’un çaldığı parçada, o tınıdaki hataya kadar her şey birebir aynıydı...
Beste, Umut daha beşikte bir bebekken duvarların arkasından sızmış, ağlama krizlerinin arasında zihnine kazınmış ve bilinçaltına derin bir imza atmıştı... Umut farkında olmadan, Eda’nın ruhunu çalmıştı...
Umut’un performansı bittiğinde salon yıkılırcasına alkışlandı... Büyük ödülün sahibi tartışmasız Umut olmuştu... Sahneye ödülünü almak için çıktığında mikrofonu aldı ve jüri kürsüsünde gözleri yaşlı duran Eda’ya baktı...
Hulusi Bey’in anlattığı hikaye, Eda’nın adını jüride gördüğü an zihninde birleşmişti... Kuliste bu gerçeği anlamıştı... Umut mikrofonu dikleştirerek salona doğru konuştu:
"Bu ödül bana ait değil... Ben sadece duvarların arkasından bana fısıldayan bir dehanın aracısıyım... Bu beste, bebekken uykumu böldüğü için ailemin evden attırdığı, bu yüzden eğitimi yarım kalan Eda Hanım’ın bilinçaltıma bıraktığı emanettir... Tınısındaki o eşsiz hata bile ona aittir... Huzurunuzda bu ödülü ve hakkı olan tüm şöhreti asıl sahibine devrediyor ve ailem adına özür diliyorum."
Eda, gözyaşları içinde sahneye doğru yürürken, salondaki alkış sesleri yıllar önce üzerine kapanan o apartman kapılarının çıkardığı kötü sesi sonsuza dek siliyordu...
_/’ İbrahim Halil MANTIOĞLU ’\_
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.