İnsanlar başaklara benzerler.içleri boşken başları havadadır,doldukca eğilirler. montaigne
Turaçç
Turaçç

Korkak 5

Yorum

Korkak 5

0

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

127

Okunma

Korkak 5

15 Kasım 1957

Masama bırakılan çiçeği öylece ellerime aldım. Pencereye dönerek gün ışığı görmesini, yapraklarının canlılığını, koparılmış sapının yeşilliğini iyice anlamak istiyordum. Bu bir hatıra amacı mı taşıyordu, yoksa çiçeğin doğasına olan merakım mıydı bilmiyorum.

Birkaç gün sonra Müjgan’la karşılaştık. Tevfik ile buluşacağını, kendisinin önemli bir şey konuşmak istediğini söyledi. Vücudum her saniye ısınıyormuş gibi, gözlerim bulanıklaşıyormuş gibi hissettim. Normalde bir iki kelimeden yola çıkar, olayların sonuçlarını çoğu zaman doğru tahmin ederdim. “Önemli bir şey konuşacağım” ne demekti? Bunu tam kavrayamamıştım.

— Çiçeği saklayacak mısın? dedi.

— Ben çiçeği ektim, diye fısıldayabildim sadece.

Müjgan “Görüşürüz” diyerek çıktı. Odama dönüp insan dilinin en umulmadık zamanda zihni nasıl da uyardığını, taşımayacağın bir gürültünün nasıl da yönlendirildiğini fark ettim. Gerçekten de sadece çiçeği ekmeyi düşünmüştüm. Taptaze bir çiçekti; üç gün boyunca ölmemiş, kendi varlığını, kendi gerçeğini yaşamayı sürdürebilecek potansiyelini de göstermişti.

Bahçeye çıkıp özenli bir şekilde güzel bir çukur kazdım, ortasına yerleştirdim, suladım. Bir çiçeği saklamanın maliyeti bana göre çok fazlaydı. Onu ekmek, kendi doğasına bağlanması ve kendi sistemini tutarlı hâle getirmesi için yeterliydi. Hatta bana kalırsa ilk verimsiz hareket, bu çiçeği koparmaktı.

Peki ben bir soru karşısında neden bu denli aciz hissetmiştim? Çiçeği ekerek ondan kurtulmaya mı çalışmıştım, yoksa düşüncelerim gerçekten bu yöntem miydi?

Düğün Günü

Düğün günü geldi. Tarihini hatırlamıyorum; davetiyenin tamamını hiç okumamıştım. Küçük bir salon tutulmuştu. Bahçe kapısı yeşile boyanmış, taze çiçeklerle kaplanmıştı. İki yanında bodur çalılar ve güller ekili taş bir yol, girişe kadar süslenmişti. İki katlı, genişçe bir binanın alt katıydı burası; arkası denize bakıyordu. Denizin varlığı insana bir ferahlık hissi veriyordu.

Birkaç düğüne katılmışlığım vardı. Genelde absürt bir gerilim olurdu, bu sefer hissetmemiştim. Sahip olduğum tek takımı giydiğim için çok olmasa da kendimi şık hissediyordum. Tevfik Anadolu çocuğuydu, Müjgan ise İzmirliydi. İki aile de ortak bir noktada buluşmuş gibiydi fakat hiçbir yönden benzemiyorlardı. Zaten ara sıra Tevfik, ailenin tek okuyan çocuğu olduğunu söyler, abisiyle övünürdü. Abisi inşaat işinden zengin olmuş, yaşça da bayağı büyüktü. Müjgan ise İzmirli, memur bir ailenin en küçük kızıydı.

Ortam rahatlatıcı olsa da kültürel ve ekonomik açıdan epey yoğun bir atmosfer olacağı belliydi. Davetliler tek tek geliyor; kapıdan bir mutaassıp akraba, bir tuvalet giymiş akraba giriyordu. Kapı girişindeki aile büyükleri resmedilse ikonik bir tabloya sığacak gibiydiler. Gelinin annesi sarışın, makyajlı, boynunda inci kolyeler olan bir kadındı. Damadın annesi ise , boydan uzun geniş bir elbise giymiş, sanki yanlış yerde duruyormuş gibi gelinin annesinden üç beş metre geride bekleyen, etrafına bir rahatsızlık hissi yayan, yaşça bayağı büyük bir kadındı.

Düğün yeri yavaş yavaş dolmaya başladı. Davetliler geliyor, birbirini süzüyor; açık giyinen ve sarışın olanlar bir yere, diğer taraf bir yere kümeleniyordu. “Tevfik’in tarafında dekolteli ve sarışın biri var mıdır, varsa ne hissedecek acaba?” diye geçirdim içimden.

Bu arada herkes gelinin çok güzel olduğu hakkında konuşuyordu. Tevfik ortalama bir tipti; kimse ona bir şey demiyordu fakat Müjgan’ın güzelliği dillere destandı.

Genelde tek başıma olmaya alışık olduğumdan ya etrafımı gözleyerek sakinleşiyordum ya da minik minik paniklemeye başlıyordum. Bu yüzden etrafımı iyice gözlemeye başladım; başka türlü bu kalabalığa karışmam pek olası değildi.

Birkaç sefer düğünlere gitmeden önce biraz alkol almayı denemişliğim de vardı fakat alkol eşiğim düşük olduğu için terlememe sebep oluyor, bu yüzden de herkes bana bakıyormuş hissine kapılıp terlemem önüne geçilemez bir hâl alıyordu. Bu yüzden düğünlerde daha detaylı her şeye kulak kabartmaya, gözlemlemeye karar verdim.

Kalabalık ortamlarda bir şey de fark etmiştim: Nereye gitsem sürekli birileri gözüyle beni takip ediyordu.

Salon doldu. Küçük bir seremoniden sonra Müjgan ve Tevfik sahneye çıktılar, kendilerine ayrılan yere oturup etrafa bakıyorlardı. Bir ara Tevfik’le göz göze geldik. Ayağa kalkıp hızlıca yanıma gelip bana sarıldı.

— İyi ki geldin, çok sevindim. Herkes “Bu yakışıklı çocuk senin arkadaşın mı?” diye soruyor. Bak rol çalma, bugün damat benim, dedi.

Hafif iğneleyici, hafif de tebessümle alaycı bir şekilde konuşarak gitti.

İlk defa birisi bana “yakışıklı” demişti. Hayatımın çoğunu akademide ve Almanca konuşulan bir ortamda geçirdiğim, evden de pek çıkmadığım için herhalde dalga geçiyor diye düşündüm.

Bu arada salonun ortasındaki yuvarlak alanda hareketlenmeler oluyordu. Sükûnetli hava gitmeye başlamıştı. Her düğün biraz absürt değil miydi zaten? Fakat burada iki uzak kültür de vardı. Düğün klasik bir düğün mü olacaktı, Anadolu düğünü mü? Bunun belirsizliği yavaş yavaş hissediliyordu.

Her düğünde olduğu gibi büyük enişteler, yaşlanmış yengeler her olaya müdahale oluyor; varsa gelinin kardeşi, abartılı arkadaşlarıyla garip hareketlere giriyordu. Hafiften müzik çalmaya başlamış, ilk dans için gelin ve damat sahneye anons edilmişti.

Müjgan’ı tam orada gördüm. Göz göze geldik. Öylesine mutluydu ki hafifçe göz kırptı. Neden olduğunu anlamadığım bir histeri geldi üstüme. Başımı başka yöne çevirdim; ellerim, avuç içlerim elektriklenmişti. Birkaç saniye sonra “Ne kadar da mutlu” diyerek alkışlamaya başladım.

Kollarında bir sürü bilezik vardı. Kabarık tüllü bir gelinlik giymişti; gösterişli ama epey modern görünen dalgalı bir saç taranmış, küçük bir taç takılmıştı. Ve mutluydu.

Keza Tevfik de mutluydu. İlk dans biterken oğlan tarafı ve abi sahneye hızlıca dalıp halk türküsü müziklerinin çalınmasını istediler. Abi bembeyaz İspanyol paça bir yarım ceket takım giymişti; gömleği kolalı, kırmızı bir gömlekti. Sonradan öğrendiğim kadarıyla kırmızının bir anlamı varmış.

Abinin davranışları otoriterdi; emrivaki yapıyor, müziği kıstırıyor, geri açtırıyor, salonun ortasına bir Tevfik’i bir Müjgan’ı alıp oynuyordu. Düğünün başı olmasına rağmen epey de alkollü olduğu belliydi. Kız tarafı rahatsız olsa da yuvarlağa dahil olamıyordu.

Abi cebinden tomarla para çıkarıp Müjgan’ın kafasından aşağı dağıtarak attı. Tevfik iyice gaza gelmiş, kırk yıllık çiftetelli oynayanlar gibi oynuyordu. Kız tarafından çocukları sahneye “Paraları toplasınlar” diye salıverdiklerini görüyordum.

Sarışın, açık ve elit kesim, tomarla dağıtılan paralar karşısında çaresizce çocukları salmaktan başka bir şey yapmamışlardı. Zaten sonrasında kız tarafından kimse sahnede uzun kalmadı çünkü belli ki para dağıtamayacaklardı.

Böylece takı merasimine geçildi. Gene abinin hükmü altında ezildi bütün salon. Düğünler bir eşitlik ilkesinden üretilen adaletle yapılsaydı ne olurdu acaba? Denklik, kadının güzelliği ile erkeğin parası üzerinden kuruluyordu ve abi bu ihtişamı göstermekten geri kalmıyordu.

Kız tarafı da zaten bir iddia üretmiyor; sindikçe salonun diplerine siniyordu. Erkek tarafı ne kadar çok oynarsa onlar da o kadar çok sigara içmeye dışarı çıkıyor ya da daha az görünüp ileride tanınmamak ister gibi kıyıda köşede duruyordu.

Böylece düğün sonlarına doğru gelmeye başlarken tebrik etmek için Müjgan’ı aradım ve göremedim. Tevfik’i tebrik ederek salondan çıktım. Deniz kokusu, gece yarısına yaklaşmış saatte daha az gürültülü bir zamanı taşır gibi burnuma sanki bütün evreni taşımıştı.

Sessizce eve girip davetiyeyi elime aldım. Neden tarihine hiç bakmamıştım? Göz ucuyla görmek istedim ama gereksiz buldum. Öylece odamın ortasında dikilip ahşap pencereden görünen iğde dallarının ay ışığı altında cama sürtünmesini dinledim.

Nihayet yapmam gereken bir iş daha bitmişti fakat kendimi, hiç oynamadığım, yerimden kalkmadığım hâlde inanılmaz yorgun hissettim.

Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Korkak 5 Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Korkak 5 yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Korkak 5 yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL