1
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
63
Okunma
Bir gün her şeyin biteceğini, acının da diğer duygular gibi gelip geçeceğini bilmek bazen yetmiyor. İnsan, bazı yaraları iyileştirmek istemiyor. Çünkü o yara, kaybettiği şeyden kalan son hatıra gibi geliyor. Bu yüzden insan, aşktan kalan yarasına sımsıkı sarılıyor.
İnsanın en büyük yanılgısı da burada başlıyor, Roza…
Belki de seni unutamamaktan değil, seni unuttuğum gün kendimden de bir parça kaybetmekten korkuyorum.
Sanırım bu yüzden hâlâ her yüzde, her seste ve her şarkıda seni arıyorum.
Hatıralarına sarılmak yetmiyor artık.
Duvarda resmin duruyor ama fularındaki koku bile eskisi gibi içime işlemiyor.
Ne sen eskisi gibisin ne de kokun eskisi kadar içimi ferahlatıyor.
İşin aslı, fuların rengi bile solmaya başladı.
Sen çoktan beni unutmuşken, ben kimseyi sevemedim.
Kimseyi senin yerine koyamadım; hiç kimseye de sana baktığım gibi bakamadım.
Sahi, nasıl unuttun, Roza?
Hiç mi sızlamadı yüreğinin "ben" yarası?
Hiç mi dolmadı yeşil gözlerin?
Ben sende belki herkes gibiydim ama sen benim her şeyimdin.
Belki de bu yüzden unutmaktan korktum, bilmiyorum.
Çünkü sen sadece sevdiğim biri değildin.
Sen, gecenin bir yarısı aklıma düşen bir suret değil; sustuğumda içimde konuşan bir sestin.
Bir heves değildin; içime çektiğim, bana yaşam veren bir nefestin.
Bir şarkının en güzel yerinde, durup dururken gözlerimi dolduran bir anıydın.
Bir hayalden öte, sen yaşamın ta kendisiydin.
Belki hiç benim olmadın ama ben seni, fularını kaybeder gibi kaybettim.
Seni kaybettikten sonra en çok fularını kaybetmeme üzüldüm.
İşin aslı, ne sana ne de fularına sahip çıkabildim.
Beceriksizim; bunu artık kabullendim.
Ve biliyor musun?
Duvarda asılı duran resmine bakacak yüzü bile kendimde bulamıyorum.
Tek tesellim, bize yazıldığına inandığımız şarkılar.
Onlar olmasa şu dört duvarın arasında çoktan çıldırırdım.
Belki de seni ve fularını kaybettiğim gibi kendimi de kaybederdim.
Garip değil mi, Roza?
İnsan bazen hiç yaşanmamış şeylerin yasını tutuyor.
Hiç kurulmamış hayallerin, hiç söylenmemiş sözlerin, hiç yaşanmamış güzel günlerin ardından ağlıyor.
Ama sanırım artık yavaş yavaş öğreniyorum...
Belki de kabulleniyorum...
Bilmiyorum.
Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, gitmek için giriyor.
Bize vedaların da hayatın bir parçası olduğunu öğretmek için giriyorlar.
Sen bana sevmeyi öğrettin, ben sana sevilmeyi öğrettim.
Ama ikimiz de bunun kıymetini bilemedik.
Bak, yine yatsı ezanı okunuyor.
Dışarı çıkıp çıkmamak arasında kaldığım o yerdeyim hâlâ.
Ama bu defa başka bir şey fark ediyorum:
Belki de ben dışarı çıkmaktan değil, içimdeki sensizliğin sessizliğinde kaybolmaktan korkuyorum.
Yine de kalkacağım, Roza.
Birazdan kapıyı açacağım.
Gecenin soğuğu yüzüme vuracak belki.
Belki gözlerim yine dolacak.
Ama bu defa yağmur yağarsa saklanmayacağım.
Çünkü artık biliyorum...
Bazı gözyaşları saklanmak için değil, insanın içindeki yükü hafifletmek için akar.
Belki de ilk defa gökyüzüne baktığımda bir yıldız seçmeyeceğim.
İlk defa mavinin sonsuzluğuna bakarak seni anmayacağım.
Damla damla yüzüme düşen yağmurların gözyaşlarımı gizlemesini de istemeyeceğim.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.