1
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
44
Okunma
Gecenin omzundan düşen bir gölgeyi taşıyorum uzun zamandır
ne zaman içime dönsem
yarısı okunmuş bir kitap çıkıyor karşıma
sayfaları nemlenmiş
cümleleri birbirine karışmış
sanki biri benden habersiz yaşamış hayatımı
ve en mühim yerlerinde kalemi bırakıp gitmiş
bazı sabahlar çatılara sinen o solgun aydınlıkta
dünyanın yavaşça çözüldüğünü hissediyorum
taşlar yerinde duruyor
ağaçlar aynı rüzgârla eğiliyor
ama görünmeyen bir yerden eksiliyor her şey
bir yüzün hafızadan silinişi gibi
bir kapının artık hiçbir yere açılmayışı gibi
kimse fark etmiyor
oysa bütün kayıplar önce içeride başlar
önce bir düşünce yorulur
sonra bir umut oturup dinlenmek ister
ardından insan kendine ait bir şeyi sessizce bırakır yol kenarına
ve dönüp almayı bile unutur
ben en çok bunu düşündüm
bunca yıl
neyi kaybettiğimi değil
hangi parçamı geride bıraktığımı
çünkü bazen eksilen şey
bir insan olmaz
bir inanç olur
bir yön duygusu
bir sıcaklık
yahut dünyaya karışma isteği
şimdi akşamları
gökyüzüyle aramda eski bir konuşma sürüyor
o susuyor
ben anlıyorum
ben susuyorum
o büyüyor
ve ikimizin arasında
hiçbir dile çevrilemeyen bir hakikat duruyor
belki de hayat tam olarak budur
tamir edemediğimiz şeylerle yaşamayı öğrenmek
ve kırık yerlerimizi saklamadan bir başka güne ulaşmak
çünkü insan bazen iyileşmez
yalnızca yarasının etrafında yeni bir ruh inşa eder
Ayfer Aksoy
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.