0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
85
Okunma

İşte karşınızda gerçek kaplumbağa terbiyecileri! İnsanoğlu tarih boyunca hep yarışma ve yarıştırma istediği duymuş. Merhum Romalıların hipodromlarda iki tekerlekli arabaları ile tozu dumana kattığı dönem ile ganyan bayilerinin önünde çoluk çocuğunun rızkını çok güvendiği atlara yatıran adamların olduğu bir dönem arasında İstanbul’da oldukça ilginç bir yarış yapılıyordu: ”Kaplumbağa yarışları”
O zamanlar kaplumbağalar doğal beslendiği için hem daha uzun yaşıyor hem de boyutları şu anki gibi küçük olmuyordu.
Sorun şu ki biz bu kaplumbağaları yavaş ve gariban hayvanlar olarak görsek de oldukça sinsi ve inatçı olduğunu benden duyun. Erkeklerin sefere gidip senelerce dönmediği dönem bir grup kaplumbağa kadınların binbir güçlükle ektikleri tarlalara dayandı. Ürünlere de bir güzel zarar verdikleri yetmiyormuş gibi utanıp sıkılmadan yavrularını bırakıp tarlaları da terk etti. Kadınlar bu hayırsız ana babalara arkalarından bir güzel küfür etti etmesine ama analık içgüdüleri gereği yavruları kaderlerine terk etmedi. Kendi çocuklarından ayırmayarak yedirdi, içirdi, büyüttü. İyi beslenip çabuk büyüyen kaplumbağalar kadınların kendi aralarındaki kıskançlıkları ve “En hızlı kaplumbağa benim. ”muhabbeti yüzünden yarıştırılmaya başlandı. Üsküdar Sahil’den Kadıköy Sahil’e kadar süren yarışma kaplumbağaların yavaşlıkları sebebiyle aylarca sürüyordu.Bazen kaplumbağaların gönülleri olmadığı için kabuklarına çekiliyor bazen de istedikleri yemekleri yedirmeyen analarına bir nevi trip atarak daha da yavaş hareket ediyordu.Kadınların kabuktan inmeleri diskalifiye sebebi olduğu için el mahkûm onların istediklerini yapıyordu.Yemek bittiği vakit de ellerinden yumurta kırmaktan başka iş gelmeyen erkekler devreye girerek hemen ekmek makarna ne varsa hazırlayıp karılarına yetiştiriyordu.Tabi erkekler bunu karılarını düşündüğünden ya da sevmedikleri kaplumbağaların hayrına değil,yarışmanın büyük ödülünü kazanıp zengin olmayı hayal ettiği için yapıyordu.
İlk yarışmanın galibi Taşkabuk’un anası Zehra yarışma sonunda yanına gelenlere:”Ben bu Taşkabuk’u 9 ay karnımda taşımasam da 9 yıl koynumda yatırdım.Üstündeki eyeri çeyizimden çıkardığım iple ördüm oğluşuma.Vallahi kocamdan çok seviyorum keratayı.”
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.