4
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
81
Okunma

Benim çocukluğumda bayramlar; saf mutluluk, güzellik ve sonsuz bir sevinç demekti.;Daha on beş gün öncesinden evlerde hummalı bir temizlik başlardı. Yıkanacaklar yıkanır, evler baştan aşağı boyanır, bayram alışverişleri yapılırdı. Mutfaklarda çıtır çıtır baklavalar açılır, bir yandan da kurbanlık koyun alınırdı. Nihayet arife günü geldiğinde, o güne has yöresel yemekler pişirilir ve böylece bayram hazırlığı tamamlanmış olurdu.
Arife günü tüm hazırlıklar bittikten sonra, gece yatma zamanı gelip çatardı. Alınan yeni pabuçlarımı ve bayram giysilerimi hemen yastığımın yanına indirirdim. Anneciğim, kardeşlerimin ve benim elime mis kokulu kınalar sürer, bezlerle sımsıkı bağlardı. Ardından heyecanla yatağıma girerdim ama gözüme bir türlü uyku girmezdi; sanki o gece sabah olmak bilmezdi.
Nihayet sabah olup da kalktığımda içim içime sığmazdı. Elimi yüzümü yıkarken kardeşlerim de tıpkı benim gibi sabırsızlıkla yanımda biterdi. Hemen ellerimizi birbirimize gösterir; "Ooo, bak benim kınam daha iyi tutmuş!", "Hayır, benimki daha güzel kızarmış!" diye tatlı bir yarışa tutuşurduk. Bayram kıyafetlerimizi ve ayakkabılarımızı neşeyle giyer, annemin saçlarımızı taramasının ardından babamızın bayram namazından dönüşünü beklemeye başlardık.
Biz sekiz kardeştik; yedisi kız, bir tanesi erkek... Annem erkek çocuğunu bulana kadar çok çabalamış ve sonunda muradına ermişti. Kardeşimin adını da Murat koymuşlardı. Bir hoca gelip Murat’ı dualarla okumuş, üflemişti.
Babam bayram namazından dönünce evde büyük bir heyecan yaşanırdı. Büyükten küçüğe hepimiz sıraya girerdik. Önce babamın, sonra annemin elini öperdik; onlar da bizi sevgiyle öper ve bayram harçlıklarımızı verirlerdi. Çok iyi hatırlıyorum, o bayram babam bana beş lira vermişti. Bir ortaokul öğrencisi için o kadar iyi paraydı ki, bu harçlık bana bir hafta boyunca fazlasıyla yeterdi.Bizim evde bayram sabahı kahvaltı yerine o yöresel yemekler yenirdi. Yemeğin ardından babam kıyafetini değiştirir ve kurbanlarımızı kendi keserdi. Eve ayrılacak pay ayrıldıktan sonra, geri kalanı kurban kesemeyen konu komşuya dağıtılırdı. Bayram boyunca eve gelen misafirlere ise mis gibi bayram kavurması, ev baklavası ve sütlaç ikram edilirdi. Bayramlaşmaların ardından mezarlıklar ziyaret edilir, geçmişlerimizin ruhuna dualar okunurdu. Annemle babam da kendi büyüklerini ziyaret etmek için dedemlere el öpmeye giderlerdi; eğer kurban kesmemişlerse onlara da mutlaka kurban eti götürülürdü.
Bizler ise cebimizde babamızın verdiği o değerli harçlıklar, ellerimizde kına kokusu ve ayağımızda gıcırdayan bayramlık pabuçlarımızla sokaklara dökülürdük. Mahalle arkadaşımızla buluşur, kapı kapı gezip bayram şekerleri toplardık. Dünyanın en zengin insanı bizdik sanki; ne tasamız vardı ne telaşımız... Paylaşmanın bereketini, bir arada olmanın kıymetini o günlerde, o kalabalık ve neşeli sofralarda öğrendik biz. Zaman geçti, devir değişti ama o günlerin kokusu da, ellerimize yakılan o kınanın sıcaklığı da hiç eskimedi, hep yüreğimizin başköşesinde kaldı.
Eskiden uzaktaki yakınlarınıza ,onlar bize biz onlara mektup kartpostal gönderip bayramlarını kutlardik.Kapilarda sabırsızlıkla postacilari beklerdik.
Şimdi ne kartpostal ne mektup ne telefon yapan var.Sadece kısa mesaj Bayramınız Kutlu Olsun.diye mesaj atıyorlar oda sen mesaj atarsan mahçup olmamak babında...
Yıllar oldu aileler birarada Bayram yapmıyorlar bayramlar ve gelenekler unutuldu.Yazliği olan yazlığa kaçıyor kimi tatile çıkıyor.
Bayramınız Bayram ola...
Halk Şairi
Tülay Aslan
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.