1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
57
Okunma
Beklemek,
insanın içinden yavaş yavaş
çekilmesiymiş meğer.
Önce sesim kısılmıştı,
yutkunurken söyleyemediklerim
boğazımda birikti.
Sonra kelimelerim küstü bana.
Ne yesem boğazıma dizildi,
ne içsem içimde ağırlaştı.
Açlık değildi bu,
doymayan bir umudun sancısıydı.
Önce günler geçti.
Sonra haftalar aylar.
Takvim yaprakları düşüyordu,
ben her yeni gün biraz daha kopuyordum
kendi eksenimden.
Her sabah “belki bugün”
diye uyanıyordum,
her gece “bugün de değilmiş”
diye kapatıyordum gözlerimi.
İnsan en çok kendini
kandırmaktan yoruluyormuş.
Ben çiçek vermeyecek bir tarlayı sevdim.
Toprağın kurak olduğunu bile bile
avuçlarımla göğe su taşıdım.
Ellerim yorulana kadar dua ettim,
sesim çatlayana kadar inandım.
Bazı topraklar ne kadar
sevilse de çiçek açmıyor.
Bazı bekleyişler,
ne kadar uzun sürerse sürsün,
bir kapının önünde can veriyor.
Sonra bir gün…
Umut etmeyi bıraktım.
Bu bir vazgeçiş değildi,
bu, can çekişen bir şeyin
sessizce ölmesiydi.
İnsan umudunu kaybedince
ağlayamıyor hemen.
Önce boşluğa bakıyor,
sonra kendine kızıyor
neyi neden bu kadar bekledim diye.
Artık anlıyorum.
Zorla güzellik olmuyor.
Kalmak istemeyen bir şey,
ne kadar sevilirse sevilsin
gitmenin yolunu buluyor.
Ben elimden geleni yaptım.
Daha fazlası, kendime haksızlık olurdu.
Şimdi içimde büyük bir yorgunluk var.
Ama bu yorgunluk bu defa gerçek.
Ne dua var, ne beklenti.
Sadece kabullenmenin
ağır ama sakin sesi.
Belki bir gün boğazımdaki
cam kırıkları erir.
Belki kelimelerim
yeniden akmayı öğrenir.
Ama bugün…
bugün beklemenin beni nasıl
parçaladığını sessizce izliyorum.
Bir zamanlar içimde yaşayan
o kadının ne zaman tamamen
sustuğunu fark etmemeye çalışıyorum.
Hayat acıtır,
bazen kalpten, bazen sessizce.
Unutmak iyileşmek değil,dayanabilmektir.
İnsan bazı şeyleri silmez,
sadece onlarla yaşamayı öğrenir.
Ve bazı pişmanlıklar vardır
ölüm gibi…
insanı terk etmez.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.