0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
236
Okunma
Geçerken şöyle bir göz gezdirir dünyaya insan. Kimler gelmiş kimler geçmiş diye. Diler ki; nefret dokunan şarkılar sussun. Göklerden toprağa düşen ağıtlar sussun. Gözlerde yaş, bakışlarda melal sussun. Ve bu suskunluk arasında hüznü eksilten ellerde bir serinlik, yüzlerde bir tebessüm yeşersin. Lakin geçerken hiç bilinmemiş hiç dokunulmamış yüreklerden bir hikâye derler…
Çamurundan ev yaptığı sularda çocukluğunu bırakmış, ardında hiç anne terliği süpürgesi olmamış, saçları hiç şefkatle okşanmamış, acıları yüreğinin boşluğunda kaybolmuş, bakışlarındaki melalde ömrünün kalan telaşını taşıyan çocuklar umudunu asarak geçer.
Elleri büyüyünce büyüdüğünün farkına varır insan. Hırsları, arzuları büyüdüğünde. Oysa çocukluğu çocukluğunda unutulmuş, içinde yürek sancısı barındıran her muhabbetten sonra kendi gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalan nice insan geleceğe küserek geçer.
Bir düş berraklığında uykuları bir sır böler. Bir Hira şefkatiyle ab-ı hayat tadında sarmalanmak ister yalnızlıklar. Oysa kahrolası bir kısırlık, yok olası bir kuraklıkta gün yüzüne vuran ağrılara denk gelir insan. Hasretin kıskacından nice maşuklar sol yanından ısırılarak geçer.
Soğuk sitemler eşleğinde yarım kalmış umutların peşinde koşan yüzüne anne mirası sinmiş gelinlik kızlar, nihayetinde yüzlerine güneş lekesi gibi tutunmuş umutlarıyla mutluluğun arefesinde bir gençlik hevesiyle koşarak geçer.
Sevgiliye yazılan ilk mektupta susar kelimeler. Hasretinin serinliğine sarılırken, bir gölge hissizliğiyle süzülür gider düşlerinden. Kaç günah karalanır beyaz sayfalara, kaç perde aralanır kirli gök yüzüne doğru bilinmez amma, hayatın o hoyrat sarkıtlarından nice divaneler taşarak geçer.
Bakışlarını bir yüreğe saplamış, saplandığı yürekte farkına dahi varılmamış, bu yüzden yanarak, sızlanarak ıssızlıktan sıfırlanmış ve bir solukluk vuslata muhtaç nice aşıklar ümidini keserek geçer.
Beyaz sayfalarına karalanmış günahlar eşliğinde kirli gecelerini beyaz beyaz anlatan, ar damarı çatlamış kişilerin arasında kalmış, koynunda bir yılan gibi ihaneti sarmış, acılarıyla yokluğa sarılmış hayatın o hoyrat sarkıtlarından nice insan gam dağlarını yüreğine basarak geçer.
Sevgiliye susamışken sevgiliyle susmak ister insan. Tamamen ona bürünmek o olmak ister. Lakin bazen sevgilide felaketi yaşar. Vebalin tüm kefareti boynuna dolanmış, aynaya yansımış yüzün gerçekliğiyle yüzleşmiş, hoş görü ve kınanma arasında arafta kalmış, kendince imtihanın en ağırını geçiren sırlarıyla nice insan susarak geçer.
Allameyi cihan ile bir cahil, kahvehane masalarında sınır genişleten koca koca adamlar, dalgaların kıyıya vurduğu kabarcık ömrü kadar bir ömrün ciltlerce hikayesini yazan yazarlar çizerler geçer.
Bir siluetin zahire dökülmesiyle günahları şiire beyaz beyaz işleyen, şeytan yüzlü bir merhamet ve melek yüzlü bir nedamet kıskacında bütün günahlardan veballer sırtlanan şairler süslü cümleler yazarak geçer.
Kaderin girdabında boğulmamak için celladına sığınmış ve yokluğa yaslanıp bir pencerede yaşlanmış, kurumuş ırmakların dehlizlerinden geçer gibi nice derde otağ olmuş insanlar dertlerini yüreğine basarak geçer.
Günahın sürgününde af dilerken bir tellak, bir hazan ikliminde yaslandığı dağ düşer. Rahmani ve şeytani arzuların arasında zaman durur. Unutmanın imkânsız kaldığı anlar ufka vurur. Parmaklarının arasından yırtılıp düşerken ağıt yaktığı umutlar, bir anda sular durulur. Topraktan yaratılmanın acizliğinde son bulup, ruhtan üflenmenin ebediyetine bürünen, ebediyet iksirini içmiş nice tövbekârlar geçer.
Üzerine serpilmiş gecelerin karanlığından ürpererek, ıslak buselerden, gün vurmamış düşüncelerden kaçarken, kendi sanrılarında ulaşılmaz bir mevhuma sığınır insan. Gözlerindeki melal yüzlerinden okunan nice insan hiç anlaşılmadan geçer.
İçine düştüğü bir girdaptır sevgili. Maşukuna susadığı zamanlarda yokluğuyla sevişen, sevgilinin gözlerinden sürgün edilmiş, tut ki inat etmişçesine, belki ona dert olur diye tut ki hiç sevmemişçesine davranan nice gerçek sevgililer bıkarak geçer.
Ve nihayetinde; mustarip oldukları bir hayatın eteklerine sarılmış bir şekilde beklerken; yani büyüdüğünü anlayacak yaşa gelmiş, yani kendini dinleyecek kendini anlayacak yaşa gelmiş, yani artık kelimelerin tükendiği susacak yaşa gelmiş, yaşadığını sandığı hayattan hiç yaşamamış gibi ayaksız bir kısrağın talihsiz kaderiyle o sonsuz uykuya dalmak için nice mevta sesini kısarak geçer...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.