0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
39
Okunma
Bahar geldiğinde, duvarlarımı kirece boyadım. Kokusu evin her bir köşesine yayıldı.
Dedem kuyudan sönmüş kireci çıkarırdı, sonra bir tutam mavi taş serpiştirirdi ve sulandırırdı kireci.
Çocukluğumdan kalan miras bana.
Anneannem de her bahar, sanki kışın ağırlığını, sobadan sinmiş dumanın izini duvarlardan silmek istercesine, eski kireç kovasını çıkarır, kollarını sıvar, sabahın erken saatlerinde işe koyulurdu.
Ben çocukken onun yanında oyalanıyor, onu izliyordum, ama kirecin kokusu çok ağır geliyordu bana.
Şimdi kendi evimde, kendi ellerimle fırçayı duvara vuruyorum ve o günleri ne kadar çok özlediğimi hatırlıyorum.
Kireç tertemiz ve beyazdı. Her fırçanın dokunuşuyla duvarlar canlanıyordu sanki.
Evimde eskisi gibi soba değil, kalorifer petekleri asılı her odanın köşesinde. Çatlaklar, lekeler yok ama zamanın bana verdiği bahar havasının temiz kokusu, o bembeyaz kireç kokusunda saklı.
" Bahar gelince boyamak lâzım," dedim. Anneannemin bana öğrettiği gibi.
Akşam üzeri işi bitirdim, ve ben çok yorgundum ama bir o kadar da hafiflemiştim.
Kireç kokusu hâlâ havadaydı. Pencereleri açtım. Kitecin kokusu ve baharın kokusu birbirine kavuştu sanki.
Gün boyu çalışmaktan yorgun düştüm, iki lokma bir şey atıştırdım ve hemen yatağa uzandım. Oracıkta uykuya dalmışım.
Rüyamda anneannemi gördüm, gülümseyerek bana bakıyordu,
" Aferin kızım," dedi. " Şimdi anladın," beni.
Evet, şimdi daha iyi anlıyordum anneannemi.
Kireç sadece duvarları boyamıyordu. Geçmişi, anıları hatırlatıyor, sevgiyi de tazeliyordu.
Boşuna denmemiş " Ağaç yaşken eğilir," diye.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.