Düşünmek kolaydır, yapmak zordur. dünyada en güç olan şey de düşünüleni yapmaktır. goethe
Kıpkırmızı
Kıpkırmızı
VİP ÜYE

Virgüllerle Ve…

Yorum

Virgüllerle Ve…

( 1 kişi )

1

Yorum

1

Beğeni

5,0

Puan

123

Okunma

Virgüllerle Ve…

Virgüllerle Ve…

Yazdığı kadar parçalandığından, artık bir bütünlük sağlayamıyor, tutarlık beklemiyordu hiçbir şeyden.

Neden bulamadık ki bunca zaman içimizdeki o şeyi, dönüp, dolaşıp, durduk. Zaman geçti, vakti doldu, bir sise takıldık, bir ayrılığa. Gittiğimiz her yol başka bir sise çıktı, karanlık olsaydı yolunu aydınlatacak kalbin vardı, ama şimdi bu siste kalbinin yerini bile bulamazdı insan. Neden bulamadığımı biliyordum artık, dünya ölmüştü, içindekiler kokmuştu. Ellerimin yokladığı hiçbir şey canlanmıyordu üstelik, yeşiller bile yeşil değildi artık, sıcaklar sıcak değildi. İçime dolan hiçbir şeyin içimle ilgisi yoktu, derinler yoktu. İçimden karanlık türküler söylüyordum, kapkara cümleler dökülüyordu gittiğim her yere, kim bilir için ne hâlde şimdi…

Hangi âna tosladın, hangi zamanda katlandın acılara, hangi yolda kayboldun, unutamadığım kaç hikâyeyi hatırlamıyorsun artık. Kim bilir zihnini bulandıran hangi arzular, yırtıp zihnini, kendini dışarı attı, atardı çünkü muhakkak, içinde biraz daha fazla kalamadığımdan biliyorum. Hangi zamanda durdun, benim gibi kalabildin mi bir noktada, yoksa virgüllerden ve hep aynı olan ve aynı devam edecek şeylerle gittin yoluna, arızasız, sakin ve hiçbir nedene ve hatta hiçbir kelimeye ihtiyaç duymadan. Pişman olduğum o duvarın önünde sana söylediklerimi, bir daha hiç ama hiç bu durumlara gelmeyeceğime dair kendime verdiğim sözleri, sokağın adını içimden değiştirdiğimi ve hiçbir belediyenin haberinin olmadığı, bunları sana bile anlatamadığımı, anlatmayacağımı, okusan bile hiç hatırlamayacağın bir yerden yazıyorum tüm bunları. Bulmayı kaybedişimin üzerinden nice zaman geçtikten sonra fark ettim, aslında aramayı bilemeyişimi, tıpkı beklemeyi de bilemeyişim gibi. Kalmak beklemek değildi, duruyordum güzelce, sorun yoktu bana göre. Kalmasını da biliyordum ama beklemeyi içimin hiçbir yerine sığdıramıyordum. Hangi güzel masalın, hangi dildeki işkencesiydi bekletmek, bilemeyecektim. Kalıyordu anlamlar içimde, inkâr etmiyordum, bazı anlamlar orada, o zamanda çakılı kalması gibi, bir daha hiçbir zamanın içine yüklenemeyecek kadar uzaklarda durması gibi. Her şeyini yitirdikten sonra yeniden sabah oluyordu, her şeye inatla, yeniden her şeyin başlayacağını ve bazı anlarda maalesef başlayacağını yüzümüze çarpar gibi, musluktan akan suya, gördüğün korkunç rüyaları anlatmak gibi. Aşk da yitirilen bir şeydi, uydurulan, bilinmezlik, seni belki de ben uydurdum, yine sadece kendi içimden.

Derinine indiğini zannettiğin, içinin seyahatinde de bir yere varamadın. Yolların nemli ve küflüydü. İçinin çatlayan duvarlarından gözyaşı sızıyordu. Bulunmak için, kendini biraz daha kaybetmen gerekiyordu ama sen bulunmak istemiyordun, o yüzden de kaybolamıyordun. İyileşmek için, biraz daha hastalanman gerekiyordu, kâbuslarındaki gibi. Ama bu kâbuslar artık senin ya da benim ve hatta hiç kimsenin değildi. Acı çekmekten korktuğun için, tatsız, tuzsuz ve duygusuz bir hayatı seçiyordun, kendi ellerinle bir tek kaktüsü seviyordun acılardan, tanıyordun onu izlerinden. Hayatında, yakınında hiçbir şeyin değişmesini istemiyordun, tatsız zamanların tekdüze devam etsin istiyordun. Korku insanı zevksiz yaşamaya da alıştırıyor. Kıyıya bıraktığın hislerinden kumdan kale yaptın ve yıkılmasından da korktun. Güzel sulara artık bırakamıyorsun kendini, berraklıktan bile korkuyorsun çünkü kendini göreceksin o şeffaflığın içinde. Kendinden de korkuyorsun, çıldırmaktan da. Belki de çıldırsan daha güzel olacaktı; tadında, tuzunda. İçinden hiçliğine uçup, giderken, arada olan her şeyi unuttun. Unutunca masumlaştın. Sana göre her şey yerli yerindeydi ve olması gerektiği gibi… Bana göreyse sen hariç, her şey eksikti. Aşkının tanığı, tüm şiirlerimin sanığıydım.

Kendini anlatabilmek, belki biraz da bulabilmek için durup kalmıştın bende, yine de buna ben tökezlemek diyorum. Anlatman bitince de hiç ardına bakmadan sessizliğime kapandığım bir anda her şeyin de sessizliğe bürünmesi... Ne kadar inkâra kalksan da ta içimden biliyordum öylece geçip, gideceğini, olan her şeye inatla ve tezahüratla ve yarışırcasına yok olacağını bendeki her şeyinin… Önüne geçilmez, çaresiz bir his gibi kıvrandırdığından biliyordum, gönüllü tüm körlüğünle, dinleyeceklerinin de bittiğine tam emin olduğun o anda, oluşan boşluğu daha da büyüterek, bu boşluğu dünyaya bile sığdıramayarak, çok Tanrılı dinler tarihi kadar uzaklara götüreceğini, her şeyken bir anda hiç olacağını, gideceğim tüm yollara senden habersiz gideceğimi, giderken içimde büyüttüklerimin seninle uzaktan bile hiç ilgisinin olmayacağını, adımdaki harfin sağlamasını yapar gibi, aynı harfle başlayıp aynı harfle bitmesi gibi biliyordum. Aynı harften iki tane olmasına rağmen, adımdaki yalnızlıktan, adımlarının tezliğinden, biliyordum, bilsem de susuyordum. Üşümelerim boşuna değildi, soğumalarım gibi, bir ayrılık şarkısı daha yazılabilirdi, en derbederinden, en döküntüsüne kadar. Kulaklarının duyamayacağı, duysa da anlayamayacağı bir dilde dillere gelirdi o şarkı, tıpkı senin inanışına göre, gözlere geleceğim gibi. Gözlere gelmedim belki ama sözlere geldim, kelimeler aldı beni, götürdü bilinmezliğe, bu belirsizliği başka nasıl anlatabilirdim ki kelimelerle gitmesem?... Gerçeklere yakın hayaller kuramıyorum ben, hayal yetersizliğinden bu sıtmalar, hemen her akşam. Kışla, karla ilgisi olmayan içimdeki o derin dondurucu gibi derin bir soğukluk. Hissimi tam veremedim, anlayamadım, anlatamadım. Anlatamadıklarımdan pişmanlığım, anlattıklarımın boyunu geçmezdi. Ölü hatıralar arasına en taze keder olarak geçtin anılar mezarlığıma. Nur içinde değil ama kelimelerimden uzağa bir yere yatabilirsin, üzerini en derin sevgi değil ama yine de saygılarımla örterim. Hem kurda kuşa da yem olmazsın bu kederin içinde, kimsenin eski bedenini, ölü hevesini hele bu yenilir yutulur olmayan bu sarhoşluğu, boşluğu hazmetmeye cesaretinin olduğunu zannetmiyorum.

Artık kelimelerin yetmeyeceğini bildiğin o yerde, neyi, ne kadar anlatabilirsin ki? İçinde hiçbir şeyin izahatını yapamamışken, üstelik hesap, kitaptan da bunca alacaklıyken. Sonu olmayan bir hikâyenin başı olduğuna ne kadar inanabilirdik, bunu anlatmak en keder verici olanıydı. Uygun kelimeleri bile tam olarak bulduğunda, henüz kimse tarafından daha önce kullanılmamış kelimeler bile olsalar, anlatabilir miydik? Karşımızdakinin anladığı o dar alan kadarsak, nasıl bitecekti bu anlatmak? Kim kime tam olarak anlatabilmiş ki derdini hem… insan kendi ayağıyla gider bazen lanetine, bile isteye. Giderken düştüğümüz o yer, ne daha fazla ileri gitmene izin verir ne de geri dönmene, seni bir vakum gibi içine çekip hapseder. Ölmek için belki erken, yaşamak için kesinlikle geç kalınmış bir zaman dilimi, uzunca bir boşluk. Kendi varlığının bile anlamını bulamadığın, bağırsan duyulmayan, rüya kadar uzaktan seslendiğin o an. Hayatın kendi içinde hesapları, planları, oyunları vardı ve ben mühendis olsam bile bunların içinden çıkamayacağımı biliyordum, en azından bu konuda haklı çıktım. Cehennemin sadece ateş olduğuna inanmak cahillikmiş, bazı anlar ateş olmamasına rağmen cehennemden betermiş, hiç geçmeyen o saniyeler, güçlükle daldığın o rüyalardan medet ummaların ve karşılığında gömüldüğün sana saatler gelen ama dakikayı bile geçmeyen o kâbus dolu saniyeler, cehennem işte o saniyelerde gizliymiş, keşke her şey o kadar basit olsaydı, bir şeye inanıp, kalsaydık orada. Öldükten sonra değil, yaşadıkça çürüyordu insan, bizi asıl çürüten yaşadıklarımızdı. Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, bazen o anda kalırsın ya öyle kaldım ben, geride. Dünlerden gelemedim bugüne, bu zamana kadar gelip, söyleyecek iki güzel cümlesi olmayanların yanına gidip, kaldım, geri dönülemeyecek, ilerisi olmayan bir boşluğu hayat bildim de kaldım. Küskün çocukların, kırık kalplerinin durduğu an gibi kaldım. Her şey, hiç gibi oldu sonra.

12.05.2026 15:00
Nevin Akbulut

Paylaş:
1 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Virgüllerle ve… Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Virgüllerle ve… yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Virgüllerle Ve… yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bo
Bornovalı, @bornovali1
12.5.2026 16:28:03
5 puan verdi
Nevin Akbulut kıymetli yazar, ellerine,kalemine sağlık.Okumak keyif verdi.Yüreğine yorgunluk değmesin.Saygılar.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL