2
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
119
Okunma

Aşk…
Bir yıldızın, göğün göğsüne bıraktığı son çığlıktır.
Sessiz ve uzaktan…
Ama içinde binlerce kıyamet taşır.
Aşk,
En narin kanadıyla seni okşayan kuşun,
Yine aynı kanadın kemiğiyle bütün kaburgalarını kırmasıdır.
Aşk,
Enkazın içinde açan kırmızı bir çiçektir.
İmkânsız ama bir o kadar gerçek…
“Öldüm,” dediğin yerde
Tekrar dirildiğin andır.
Bir nehir gibi süzülür damarlarına,
Kalbinin yatağını değiştirir.
Bir bakmışsın, bütün şehirlerin sular altında kalmış.
Mutluluk sanırsın ilk başta;
Ruhuna çekilmiş kutsal bir bıçak gibi keser seni usulca.
İnsan, kendini en çok yandığı yerde tanır.
Bu yüzden yakıldığı yerin küllerini durmadan eşeler…
Çünkü aşkın hafızası vardır.
Ten unutsa da
Ruh asla unutmaz.
Bir bakışın gölgesi,
Bir sesin tınısı,
Yıllarca yaşar insanın derinliklerinde.
İnsan kalbi,
Ufuksuz, sonsuz, susuz bir çöle benzer.
Aşk;
O çölün ortasında ansızın yükselen yeşil bir vahadır.
İçildikçe suyu daha da susatan bir vaha…
Aşk doyurmaz, derinleştirir.
Göklerin altında eski bir mabedin kapısı açılır insan âşık olunca.
Orada teslim olursun.
Orada diz çökersin.
Orada bütün kibirlerin bir avuç kül olur.
Aşk, çiçeği büyütür gibi yetiştirmez seni;
Mermeri yontar gibi şekil verir.
Yine tek bir darbeyle paramparça eder seni.
Ağacın kökü gibi,
Ne kadar uzarsa dalların,
O kadar derine inmek zorunda kalır acın.
İşte o anda,
Göğsünün ortasında bir kuş çırpınır.
Dünya susar,
Saatler ölür.
Karanlığın içinde bir ismi zikredip durursun.
İnsan anlar ki
Dua ile aşk arasında
Sadece tek nefeslik mesafe vardır.
Özlemek tesbihtir;
Beklemek oruç,
Kavuşmak bayram,
Ayrılık ise
Kalbin Kerbelâ’sıdır.
Bazen bir peygamber sabrı gibi iner insanın omzuna.
Bazen Yakup’un kör kuyularında ağlayan gözlerdir.
Bazen Yusuf’un gömleğinden yükselen kokudur geceye.
Bazen Mevlânâ’nın semasında dönen
yaralı bir “Gel” çağrısıdır.
Aşkın dili bu dünyaya ait değildir;
Harfleri ateşten,
Cümleleri göğün döşünde tamamlanır.
Kandilin sabaha kadar titreyen ışığı gibi
Yanmaktır.
Eksilmektir.
Erimektir.
Seni tamamlayacağına inandığın yerde,
Seni kendinden parça parça söker.
Gözlerinin içine baktığında,
Başka birisinin yerleştiğini görürsün.
Aşk böyledir.
Önce mezar olur sana.
Sonra diriliş.
Önce kıyamet.
Sonra vahiy.
Önce yokluk.
Sonra sonsuzluk.
Aşk, bir insanı sevmek değildir yalnızca;
Gece herkes uyurken
Birinin adını içinden geçirip,
O ismin dua gibi yükseldiğini hissetmektir.
Bir kuş göç ederken
Arkasında bıraktığı göğe bakıp
Durduk yere hüzünlenmektir.
Savaşın ortasında bile
Bir çiçeği ezmeye kıyamamaktır.
Aşk…
Leyla’ya bakıp çöllere düşen Mecnun değildir yalnız;
Mecnun’un,
Leyla’nın yüzünde Allah’ın sonsuzluğunu görüp
Kendini kaybetmesidir.
Yakup’un her gece “Yusuf…” diye ağlarken
Aslında bir evlada değil,
Kaybettiği ilahî kokunun izine ağlamasıdır.
Musa’nın Tur Dağı’nda,
Bir ağacın içinden gelen sese dayanamayışı,
“Göster kendini,” diye yanmasıdır.
İbrahim’in,
Bıçağı oğlunun boynuna değil,
Kendi nefsine dayayabilmesidir.
Bir annenin,
Çocuğuna son lokmasını verirken
Açlığını gizleyebilmesidir.
Hallâc-ı Mansur’un,
İp boynundayken bile
Hakikatten vazgeçmemesidir.
Meryem’in,
Bütün yalnızlığına rağmen
İçindeki mucizeyi korkmadan taşıyabilmesidir.
Aşk…
Bir yüzü, kalbi ve teni sevmekten çıkıp,
Onun ruhunda tecelli eden ilahî sanata hayran olmaktır.
Fırat Yetiş
Ankara
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.