0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
32
Okunma
Kavga
Gece, kasabanın üstüne ağır bir yorgan gibi çökmüştü. Herkes uykudaydı ki ocağın tarafından yükselen küfürler sessizliği bir anda parçaladı. Kasabanın uykulu havası, yükselen öfke dolu seslerle dağıldı. Merakına yenik düşen kasabalılar, üzerlerine birer hırka atıp sesin geldiği yöne, ocağa doğru koştular. Kavga edenler, ocağın iki personeliydi. Kaderin bir cilvesi olsa gerek, o gece nöbet ikisine kalmış; uzun saatlerin ağırlığı sinir uçlarını iyice inceltmişti. Dışarıdan bakanlar bıçak çekildiğini, hatta birinin vurulduğunu sandı.
Kasabalılar araya girdi; birini bir yana, öbürünü diğer yana çekiştirdiler. "Yapmayın etmeyin, koca adamlarsınız," dediler. "Ayıptır, günahtır, bunca yıllık ekmek arkadaşısınız," diye dillerinde tüy bitti. Ancak ikisi de Nuh diyor, peygamber demiyor; gözlerinden ateş fışkırarak birbirlerine bakıyor, ağza alınmayacak küfürler savuruyorlardı. En sonunda kasabalının ricası minneti, biraz da yorgunluk, hırslarını şimdilik bir külün altına gömdü.
Kavganın sebebi ise evlere şenlik, tam manasıyla trajikomikti. Biri sarı-kırmızılı renklere sevdalı bir "Aslan", diğeri ise sarı-lacivert bir "Kanarya" taraftarıydı.
Olay önce müdüre, oradan da başmüdüre intikal etti. Başmüdür; emekliliği yaklaşmış babacan bir adamdı, üstelik yüksek tansiyon ve diyabetten muzdaripti. O iki personeli tanıyor, herhangi bir zarar görmelerini istemiyordu. Bu yüzden vakit kaybetmeden sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, yüzünde hafif bir tebessümle ocağın bahçesine geldi. İkisini de birer suçlu çocuk gibi karşısına dizdi:
—Söyleyin bakalım, nedir bu gece vakti kopardığınız kıyamet? diye sordu.
İkisi de birbirinden şikâyetçiydi, ikisi de haklılık davasından milim geri adım atmıyordu. Müdür iyi niyetliydi; meseleyi tatlıya bağlamak, resmiyete dökmemek niyetindeydi:
—Bakın evlatlarım, dedi. "Gecenin yarısı kasabayı ayağa kaldırmış, huzur bırakmamışsınız. El sıkışın, öpüşün, bu ayıbı burada gömün. Yoksa tutanak tutmak zorunda kalacağım, ekmeğinizden olursunuz."
O an biri öne atıldı; sesi kırgın ama öfkeliydi:
—Ama müdürüm, arkadaş ’Aslan’a hayvan dedi! Müdür kahkahayı basmamak için kendini zor tuttu:
—Mesele buysa çözeriz evladım, aslan dediğin nihayetinde hayvan değil mi?"
Öteki durur mu? İnat damarı bir kez şahlanmıştı:
—O da Kanarya’ya ’kuş’ dedi müdürüm!
Aslancı;
— E, kanarya kuş değil mi? Diyerek alaylı alaylı güldü.
Müdür tam ağzını açmış "Kuştur elbet..." diyecekken, beriki hırsla araya girdi:
— Birez puş kuştur!" (Biraz puşt kuştur!)
Bu söz, bardağı taşıran son damla oldu. Kanarya sevdalısı öyle bir "Osmanlı şillesi" savurdu ki şamar, araya girmeye çalışan Müdür Bey’in suratında "şakkk" diye patladı. Müdürün başındaki şapka, rüzgâra kapılmış ters dönmüş bir şemsiye gibi havada süzülerek uzaklara fırladı.
Yan taraftaki memurlardan biri "Aman müdürüm, çekil aradan!" diye feryat etmeye kalmadan, Aslancı olan Kanaryacıya daldı. Savurduğu o kör tekme hedefini şaşırıp tam müdürün kasıklarına balyoz gibi indi. Bahçede tok bir "gümp" sesi yankılandı. Zavallı müdür, "Yandım Allah!" nidasıyla olduğu yere yıkılıverdi.
Bir grup hemen yetişip müdürü yerden kaldırdı. Kimisi üstünün başının tozunu siliyor, kimisi yerden aldığı şapkayı çırpıp yamuk yumuk müdürün başına oturtmaya çalışıyordu. Müdür; oflayıp puflayarak, acıyla kıvranarak bahçedeki bankın üzerine kendini zor bela bıraktı.
O sırada Aslancı ve Kanaryacı; tozun toprağın içinde, birbirine girmiş iki boğa gibi tepiniyordu. Ortalık mahşer yeri gibiydi. Savrulan yumruklar, atılan tekmeler kavgacılardan çok onları ayırmaya çalışanlara isabet ediyordu. Darbeyi yiyen kenara kaçıyor, bir daha bulaşmamaya tövbe ediyordu. Kasabalı ise artık ayırmaktan vazgeçmiş, etrafta bir daire oluşturmuş; sanki bedava bir sinema filmi izler gibi bu hır gürü seyrediyordu.
Müdür feleği şaşmış bir halde, titreyen elleriyle kendine verilen suyu yudumlamaya çalışırken, acıdan gözleri fır fır dönüyordu. Adamcağız iyilik yapayım derken hayatının dayağını yemişti.
Sonunda jandarmaya haber uçurulmuş olacak ki beş altı er ocağın kapısından fırtına gibi daldı. Kalabalık yolu açtı, onbaşı kükredi: "Durun lan!" Ama bizimkiler dünyadan kopmuş, gâvura vurur gibi birbirlerine yağdırıyorlardı. Ceketler yırtılmış, gömlekler yamalı bohçaya dönmüş, yüzler eller kan revan içindeydi. Ne jandarmayı duyuyorlardı ne de çevredeki halkı; zaten müdürün de onlara sesini duyuracak takati kalmamıştı.
Nihayet jandarma erlerinden biri, elindeki tüfeğin dipçiğini kavgacıların birinin sırtına öyle bir indirdi ki adam "puf" diye yüzükoyun yere yapıştı. Diğeri durumu görünce hemen diz çöktü: "Aman esger ağa, men ettim sen etme!" dediyse de nafile... Jandarma hızını alamayıp onu da bir tekmeyle arkadaşının yanına devirdi.
Beş dakika sonra iki mahzun ve mağlup "taraftar", bileklerinde soğuk kelepçelerle tozlu yolda karakola doğru sürüklenerek götürülüyordu. Arkada ise ağrıyan beliyle bir bankta oturan, taraftarlık ateşinin ortasında kalan bedbaht bir müdür kalmıştı.
O günden sonra müdür, futbol lafı geçen yere yaklaşmadı; Televizyonda maç özeti başlayınca bile kanal değiştirir oldu.
Türü : Öykü (Mizah )
Öykü İsmi : Kavga
Yazan: Nizamettin Uca
09.05.2026
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.