1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
67
Okunma

ABDÜLHAMİT
Hürriyetlerin kısıtlandığı, yoğun bir hafiyelik ağının kurulduğu, toplumun üzerine bir korku bulutunun çöktüğü bir devirdir. Baskıcı bir dönemdir.
Milletin sesi kısılmış, ülke bir hapishaneye çevirmişti.
Halktan, gerçeklerden kopuk Yıldız Sarayı’ndan ülkeyi yönetiyordu.
Eğitimin ve fikir hürriyetinin baskılandığı bir ortamda İslam dünyası Batı karşısında ezilmeye mahkûmdu.
Sultan Abdülhamid’in saltanatının henüz başında patlak veren 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi), imparatorluk için tam anlamıyla bir felaketti. Rus orduları doğuda Kars’ı aşıp Erzurum’a dayanırken, batıda Plevne’de Osman Paşa’nın dillere destan direnişine rağmen İstanbul’un kapısı olan Ayastefanos’a (Yeşilköy) kadar ilerlediler.
Sarayın pencerelerinden Rus askerlerinin siluetleri görünürken, Sultan büyük bir diplomatik manevrayla İngiltere’yi devreye soktu. Ancak bu hamlenin bedeli çok ağır oldu:
1878 Berlin Antlaşması ile Sırbistan, Karadağ ve Romanya tamamen bağımsız oldu. Bulgaristan ise özerk bir prenslik haline geldi. Yüzyıllardır Türk yurdu olan Rumeli, bir daha dönülmemek üzere elden çıkıyordu.
Kars, Ardahan ve Batum (Elviye-i Selâse) Rusya’ya bırakıldı.
Rus tehlikesine karşı İngiltere’nin desteğini almak adına, Doğu Akdeniz’in anahtarı Kıbrıs, "geçici" olarak İngiliz idaresine bırakıldı. Ancak o bayrak bir daha hiç inmeyecekti.
Balkanlar’daki yangın henüz söndürülmeye çalışılırken, bu kez gözler Kuzey Afrika’ya çevrildi. Berlin Kongresi’nde Avrupalı devletlerin kendi aralarında yaptığı gizli pazarlıklar birer birer devreye sokuldu.
1881 Fransa, "sınır güvenliği" bahanesiyle Tunus’u işgal etti. Osmanlı Devleti’nin protestoları, Avrupalı güçlerin diplomatik duvarlarına çarptı.
1882 İngiltere, Akdeniz’deki çıkarlarını ve yeni açılan Süveyş Kanalı’nı güvenceye almak için Mısır’ı işgal etti. Osmanlı’nın en zengin, en stratejik eyaleti artık Londra’dan yönetiliyordu.
1885 yılına gelindiğinde, II. Abdülhamid ordunun yeni bir savaşı kaldıramayacağını çok iyi biliyordu. Doğu Rumeli, Bulgaristan Prensliği tarafından ilhak edildiğinde Sultan, büyük bir savaşı göze almak yerine bu durumu diplomatik yollarla kabul etmek zorunda kaldı.
Ancak Sultan’ın en büyük askeri ve diplomatik zaferlerinden biri 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı (Dömeke Meydan Muharebesi) oldu. Osmanlı ordusu Atina önlerine kadar gelmesine rağmen, büyük devletlerin araya girmesiyle masa başında Teselya Yunanistan’a bırakıldı ve Girit’e özerklik verildi. Bu durum, askeri başarının masada nasıl eridiğinin en çarpıcı örneğiydi.
Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmeden önce, ilan edilen II. Meşrutiyet’in yarattığı otorite boşluğu, komşular için altın bir fırsat doğurdu:
Bulgaristan tam bağımsızlığını ilan etti.
Avusturya-Macaristan, 1878’den beri fiilen elinde tuttuğu Bosna-Hersek’i resmen ilhak etti.
Girit, Yunanistan’a katıldığını duyurdu.
II. Abdülhamid dönemi; yaklaşık 1,5 milyon kilometrekarelik bir toprak kaybıyla, Osmanlı tarihinin en çok toprak kaybedilen dönemlerinden biri oldu.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.