0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
60
Okunma
Bir vedanın en ağır tarafı, söylenenler değil, içte kalıp yankılanan cümlelerdir. Dilin ucuna kadar gelip geri çekilen kelimeler, bir kapının aralığından sızan rüzgâr gibi içeri dolup durur. O an susmak, bazen en yüksek çığlıktır.
Veda, sanıldığı gibi iki dudak arasından dökülen o keskin "hoşça kal" nidasıyla gerçekleşmez. Asıl veda, sesin bittiği yerden başlayan o devasa sessizlikte, kelimelerin henüz icat edilmediği o dilsiz boşlukta saklıdır.
Gidenin arkasından bakarken insan, aslında kendi içinde kalanla yüzleşir. Ayak sesleri uzaklaşırken, kalbin içinde bir şey yerinden sökülür gibi olur. Sanki bir parça eksilmez de, bir boşluk büyür, görünmeyen ama her şeye değen bir boşluk.
Zaman, bir vedanın ardından doğrusal akmayı bırakır, dairesel bir sancıya dönüşür.
Gidenin arkasında bıraktığı boşluk, odadaki eşyaların yerini değiştiren gizli bir rüzgar gibidir. Masada kalan yarım fincan kahve, artık sadece soğumuş bir içecek değil, yarım kalmış bir cümlenin en somut kanıtıdır. O fincanın seramiğinde soğuyan, aslında iki insan arasındaki o tarif edilemez ısının son kırıntılarıdır.
Vedalar çoğu zaman eksik yazılmış mektuplara benzer. Noktası konmamış, zarfa bile konulamamış cümleler gibi kalırlar. İçimizde katlanıp duran o kelimeler, zamanla sararır ama asla silinmez.
Bir bakış vardır, vedanın asıl yükünü taşıyan. Ne tam bir veda, ne de kalmaya dair bir söz… İki uç arasında asılı kalmış bir anlam. Gözler konuşur ama kimse tercüme edemez.
İnsan bazen gitmez, sadece uzaklaşır. Fiziksel bir mesafe değildir bu; daha çok kalbin kıyısından çekilmek gibidir. Orada hâlâ bir iz kalır, ama artık kimse o izden yürüyemez.
Vedaların en acı tarafı, geriye kalan alışkanlıklardır. Bir mesaj yazacak gibi olup vazgeçmek, bir şarkıyı yarıda kapatmak, bir sokağı artık kullanmamak… Hayat devam eder ama bazı yollar sonsuza dek kapanır.
Söylenmeyenler zamanla büyür. Küçük bir cümle, içte bir hikâyeye dönüşür. Ve o hikâye, her hatırlayışta yeniden yazılır; her seferinde biraz daha eksik, biraz daha ağır.
Hafıza, vedanın en sadık ve en zalim işbirlikçisidir. Söylenmemiş her sitem, verilmemiş her cevap, zamanla birer hayalet imgeye dönüşür. Duvarlardaki gölgeler gidenin profilini çizer, rüzgarın uğultusu onun sesinin tınısını taklit eder. Bir vedanın söylenmeyen tarafı, insanın kendi kendine kurduğu o sonsuz mahkemedir. Her gün yeniden görülen ama asla karara bağlanmayan o hüzünlü dava.
Belki de vedalar bitmez. Sadece şekil değiştirirler. Bir gün bir kokuda, bir seste, bir akşamüstü ışığında geri dönerler. İnsan anlar ki bazı ayrılıklar, zamanla geçmez; sadece derinleşir.
Ve en sonunda, insan vedayı değil, vedanın içindeki kendini hatırlar. Söyleyemediklerini, sustuklarını, kaçırdığı anları… Çünkü bazen birini değil, o kişiyle birlikte var olan halimizi uğurlarız.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.