3
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
226
Okunma
Nedense kederimi tarif etmeye çalıştıkça zorlanıyorum; kalbimden dilime gelse de sözcükler, maalesef doğru ifade edemiyorum hissettiklerimi. Sanki kelimeler, ağzımdan çıktığı anda anlamı bozulacak kadar biçimsiz ve yetersiz. Bu yüzden çoğu zaman susuyorum; çünkü bazı duygular anlatıldığında değersizleşir ve karşı tarafa birebir geçmez. Bazılarıysa ancak yürekte kaldığında mana bulur.
Kendime dönüp baktığımda, bu duygunun köklerini sende aramak kolay geliyor. İnsan zihni, karmaşıklığı basitleştirmeyi sever. Bir başlangıç noktası bulmak ister. Ama sen başlangıç değildin. Daha çok, içimde çok önceden birikmiş olanın görünür hâliydin. Seninle karşılaşmak bir neden değil, bir açığa çıkıştı. Bu yüzden sana yüklediğim anlamların ne kadarı sana ait, ne kadarı bana, bunu zaman gösterecek.
İnsan bazen bir başkasına yönelirken aslında kendine yaklaşır. Ben sana geldim, evet. Ama bu geliş, bir kaçışın sonu muydu, yoksa bir arayışın başlangıcı mıydı? Kendime dürüst olursam, ikisi de. Sende gördüğüm şey, sen değildin sadece; aynı zamanda olmak istediğim, korktuğum, bastırdığım parçalarımdı. Bu yüzden sende kendimi gördüm. Aynaya bakmak gibiydi sana bakmak. Benim gibi gülüyordun hayatına.
Yakınlık dediğimiz şey, çoğu zaman bir iyileşme vaadi taşır. Ama her temas şifa değildir. Bazıları sadece derinliği artırır. Seninle olan da buydu belki: bir onarım değil, bir fark ediş. Ellerinin bıraktığı izi bu kadar net hatırlamam bundan. Fiziksel bir temasın ötesinde, zihinsel bir izdi o. Bir şeyin artık geri alınamayacağını fark ettiğim anın izi.
Gözlerine yüklediğim anlamları da sorguluyorum. Gerçekten orada olan mıydı gördüğüm, yoksa görmek istediğim mi? Algı ile arzu arasındaki sınır her zaman geçirgendir. Belki de sen sadece baktın; anlamı ben kurdum. Ama bu, yaşananın gerçekliğini ortadan kaldırmıyor. Çünkü insan, hissettiği şeyle yaşar, nesnel olanla değil.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, aramızdaki bağın kaynağını daha soğukkanlı değerlendirmeye çalışıyorum. Aynı yerden mi yaralıydık, yoksa sadece yaralarımız birbirine uyum sağladığı için mi yakınlaştık? Bu önemli bir ayrım. Çünkü birincisi ortaklık, ikincisi ise geçici bir dengeyi işaret eder. Belki de biz, birbirimizin eksiklerini tamamlamadık; sadece boşluklarımız birbirine denk geldi.
Beklemek meselesi ise ayrı bir katman. Beklediğim şeyin ne olduğunu netleştiremiyorum. Somut bir buluşma mı, yoksa zihnimde kurduğum ihtimalin gerçekleşmesi mi? İnsan bazen bir kişiyi değil, o kişiyle mümkün olduğunu düşündüğü hâli bekler. Belki de ben seni değil, seninle kurduğum o ihtimali bekliyorum.
“Kendimi sende buldum” demek romantik bir ifade gibi duruyor. Ama gerçekte bu, bir tür yüzleşme. Çünkü insan kendini bulduğunda her zaman mutlu olmaz. Bazen daha fazlasını ister, memnun olmaz. Benim sende deneyimim hayatımın ilkiydi. Sende gördüğüm şey beni sakinleştirdi; huzur verdi, hatta beni kendimle daha yoğun bir temasa zorladı. Saklamaya çalıştıklarımı, kabullenmeme sebep oldu. Geçmişim benim bir parçamdı, yok sayamazdım. Bunu bana sen öğrettin.
Sonunda şu soruyu soruyorum: Mutlu olmam, gerçekten senden dolayı mı, yoksa ben kendimi olduğum gibi kabullenmeye başladıkça mı mutlu olmaya başladım? Belki de her ikisi de doğru. Kimsenin fark etmeyeceğini sandığım bir fark edişti beni kendimle yüzleştirmen.
Sana büyük bir teşekkür borçluyum güzel insan. Beni kendimle barıştırdığın ve farkında olduğum şeylerin, başkası tarafından farkında olmadığını düşündüğüm, farkedilişimin farkına varmamı sağladığın için.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.