İnsan yaratılıştan iyidir. kötülüğe yönelişi, dış etkilerdendir. lu wang
eksik susmalar
eksik susmalar
VİP ÜYE

seni t/anıyorum..

Yorum

seni t/anıyorum..

1

Yorum

21

Beğeni

0,0

Puan

412

Okunma

seni t/anıyorum..

seni t/anıyorum..




yükselen ve aşağlanan, rüzgarın ve bulutun nemine,
neyime dolaştıysa dilinin saçakları, kirpiğinden fazlasını bilmeme imkan yokken, savrulan gölgelerinin arasında kaldım.dökülen sözlerindir
solumdan ve her yanımdan pulpul, diye not aldı cebinde taşıdığı küçük defterine ve kalkıp oturduğu kayalardan, kıyıdan ve adalardan çevirip gözlerini, martıların uçtuğu yöne doğru hareket etti. hareket. kırılan diz. kemik bir ses.hareket...ilerleme duygusunun ne doğuracağı. şimdiye kadar ne var etmişse benzerleri işte.. ağaçlar ve orman ulumalarının arasından geçerken alınına vuran yaprak, çokda önemli değildi, böyle soyunur dedi, sonbahar yere sereserpe. bir yere yetişme duygusu olmayınca kaygı, eli cebinde bir beden olarak gölgesine takılıyor, biliyordu.. bastığı yer, ayaklarının altında kalandı.eski bir gözün küllerini tanıdık yüzlere savuracağı bir zamana kadar.. biliyorum,kimin arkasından yetişmeye çalışsan, damlıyor parmak aralarından..akan bir ırmağı avuçlamak gibi, sızmak gibi sızlamak.. an/sızın.. zaman/sızın..ağrılar yükleniyorsun.. sonra..içine çeker gibi bir dumanı dirhem dirhem.. zift kadar ağır..nefesindeki şifa yetmiyor hücrelerine sonra hep aynı günaydınlar düşüyor o bilindik yüzlere ki kirleniyor bulutlar..ölü bir balık..sarı bir araba..mavi bir tavus kuşu..ve sen bir su yılanı yalnızlığında hiç kimse oluyorsun..çekerek içine herkesin bir adım daha yukarı çıkmak istediği atmosferi..karanlığında kalıyorsun ışıksız gölgelerin…pencerelerin sokağın çıkmazlarına bakıyor ve görünmüyor göğün yüzü ki gökyüzü yoksa,derin değildir ve muaftır maviden deniz…bunu gece gözlerimin uyku tutmayan yerlerinden öğrendim..karanlık ışığın altında..ve dahi kuytularında odanın…sahi, neyi değiştirmeye yeterdi kelimeler, peki ya o tekerlemeler ki karamsar mıyım/hayır..olası bir yıldız tozu çarpmıştı soluğuma. ağır aksak göz ucuyla seçebildiğim düşlerimin arasından bir bağlaç bulup, kurguluyordum hayatımı..seni t/anıyorum..gidişlerini ve dönüşlerini..ağır aksak çıkışlarını merdiven boşluklarına denk gelen..neden sonranın kader çizgisiyle kesiştiğini düşünmez insan..yol yürümek öğretirken ve yolum senken ki yol ayak tabanlarının dokunmasından mı ibarettir yüzüne yerin..şşş tamam yalnızım ve boş odam. salon..bu evde kimse yok, gözbebeklerimin yalnızlığımla kesiştiği noktalarda düşlerimi bileyliyorum...tırpan ve jilet keskinliğinde.. soluğum yakıyor üst dudağımı, nabzımın sesini duyuyorum..yüreğime hükmü geçmez bir an/ı çalıyor kapımı..mağrur uyanıyorum sonra..perde aralıklarından sızarken ışık..gecenin gözleri düşüyordu sana,sözleri ve özüm düşüyordu sana..güzden bahara sesler..ve nehirler içinden çıkışım/ıslak ki dokunarak iki kürek kemiklerinin arasına..geçip gittin mi?..yoksa dönüyor musun hiç gitmediğin yerlerden..hani avuçlasam incinir miydi varlığın. yüreğimdeki ilk sokaktan sana/SOLUNA sapıp, sonra aksam sıcak..düş/ermi böyle gözlerine, gecenin, Kasımdan sızmış ocakların kıvılcımları/kar da belki ama…



(...)

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Seni t/anıyorum.. Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Seni t/anıyorum.. yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
seni t/anıyorum.. yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Etkili Yorum
Tokdemir Kansu
Tokdemir Kansu, @tokdemirkansu
26.5.2026 16:46:28
Yazınızı okurken başım döndü, ama iyi anlamda. Sanki bir rüyanın içinde koşuyordum, her şey bulanık, her şey birbirine girmiş. Cümleler bazen kırılıyor, bazen bir yere yetişmeye çalışıyor, bazen de durup nefes alıyor. “seni t/anıyorum” yazılışı bile içim burktu. Tanımakla anmak arasında bir yer. Belki de ikisi aynı anda olmuyor; ya anıyorsun ya tanıyorsun. Ortası yok.

Dilinin saçakları, neyime dolaşması… Kirpiğinden fazlasını bilmeme imkan yokken savrulan gölgeler… Ne kadar çaresiz bir yakınlık bu. Bir insanı en fazla kirpiklerine kadar tanıyabilirsin, gerisi hep tahmin. Sonra o deftere not alan biri, kayalardan kalkıp martıların ardından yürüyor. Ama ilerleme duygusu ne doğuracak? Belki de hiçbir şey. Belki de sadece yürümek var.

“Bir yere yetişme duygusu olmayınca kaygı, eli cebinde bir beden olarak gölgesine takılıyor.” Bu cümlede kayboldum. Çünkü hepimiz bir yere yetişmeye çalışmaktan yorulduk ama yetişecek bir yerimiz olmayınca da kayboluyoruz. Ayaklarımızın altındaki yer, bastığımız şey. O kadar basit ve o kadar acı.

“Biliyorum, kimin arkasından yetişmeye çalışsan, damlıyor parmak aralarından.” Bir ırmağı avuçlamak gibi, sızmak gibi sızlamak. An/sızın, zaman/sızın. Ağrılar yükleniyorsun. Sonra içine çektiğin bir duman, zift kadar ağır. Nefesindeki şifa yetmiyor hücrelerine. Her sabah aynı günaydınlar, kirlenen bulutlar, ölü bir balık, sarı bir araba, mavi bir tavus kuşu. Ve sen bir su yılanı yalnızlığında hiç kimse oluyorsun.

Herkes bir adım yukarı çıkmak isterken, sen karanlığında kalıyorsun ışıksız gölgelerin. Pencereler sokağın çıkmazlarına bakıyor, gökyüzü yoksa deniz maviden muaf. Bunu gece gözlerinin uyku tutmayan yerlerinden öğrenmiş. Karanlık, ışığın altında. Ne kadar paradoksal.

“Sahi, neyi değiştirmeye yeterdi kelimeler?” diye soruyor. Bilmiyorum. Belki hiçbir şeyi. Belki de sadece bir anlık teselliyi. Düşlerin arasından bir bağlaç bulup kurgulamak hayatı… Ne kadar kırılgan bir kurgu.

“Seni t/anıyorum.” Gidişlerini, dönüşlerini, merdiven boşluklarına denk gelen ağır aksak çıkışlarını. Neden sonranın kader çizgisiyle kesiştiğini düşünmez insan. Yol yürümek öğretirken ve yolum senken… Yol sadece ayak tabanlarının yere dokunması mı? Yalnızım ve boş odam. Gözbebeklerimin yalnızlığımla kesiştiği noktalarda düşlerimi bileyliyorum. Tırpan ve jilet keskinliğinde.

Soluğum yakıyor üst dudağımı, nabzımın sesini duyuyorum. Yüreğime hükmü geçmez bir an çalıyor kapımı. Mağrur uyanıyorum. Perde aralıklarından sızan ışık… Gecenin gözleri düşüyordu sana, sözleri ve özüm düşüyordu sana. Güzden bahara sesler, nehirler içinden çıkışım ıslak.

Geçip gittin mi? Yoksa dönüyor musun hiç gitmediğin yerlerden? Hani avuçlasam incinir miydi varlığın. Yüreğimdeki ilk sokaktan sana soluna sapıp, sonra akşam sıcak. Düş/ermi böyle gözlerine, kasımdan sızmış ocakların kıvılcımları… Kar da belki ama…

Okumayı bitirdiğimde nefesim kesilmişti sanki. Bütün bu kırık dökük cümleler, yarım kalmış sözcükler, birbirine giren imgeler… İnsanın içini öyle bir sarıyor ki. Ne tam olarak anlıyorsun ne tamamen kayboluyorsun. Bir yerlerde tanıdık bir acı var, bir yerlerde tanıdık bir yalnızlık. Ve belki de en çok bu yüzden dokunuyor. Çünkü hepimiz bir su yılanı yalnızlığında hiç kimse oluyoruz bazen. Ve kimsenin arkasından yetişemiyoruz. Sadece anıyoruz. T/anıyoruz.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL