0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
43
Okunma
Aslında bir arabanın peşinden değil de, sanki hayatın kaçan bir parçasının ardından koşuyorum.
Tekerlekler dönüyor, ben dönüyorum, şehir dönüyor.
Hava kararıyor. Işığın çekildiği yerlerde hayat başka bir yüzünü gösteriyor. Gündüzün kalabalığında fark edilmeyen ne varsa, akşamın gölgesinde usul usul ortaya çıkıyor. Bir köşede bir adam… Boylu boyunca uzanmış. İlk bakışta uyuyor gibi. Ama değil. Yaklaştıkça içimde bir huzursuzluk.
“Bayılmış mı?” diye soruyorum.
Bekçiler başında. Yüzlerinde şaşırmayan insanların ifadesi var.
“Yok,” diyor biri, “uyuşturucudan kendinden geçmiş.”
Bir insan kendinden nasıl geçer?
Kendi kendimi yokluyorum. Ben hâlâ kendimde miyim? Yoksa ben de başka bir şeyin etkisinde miyim; yorgunluğun, ekmek kavgasının, bitmeyen koşunun?
Koşuyorum.
Biraz ileride sesler yükseliyor. Ortaokul ya da liseli gençler… Daha bıyıkları yeni terlemiş. Birbirlerine bağırıyorlar. Gözlerinde öfke var ama o öfkenin altında başka bir şey. Belki paylaşılmayan bir kız. Belki de kendilerini ispatlamaya çalışıyorlar.
Gençlik… İnsan en çok o yaşta yanıyor.
Kanın deli deli aktığı anlar. Boşuna mı " delikanlı" denmiş.
Ayıran yok. Herkes izliyor. Kavga da bir tür gösteri olmuş artık.
Ben bakıyorum… Aslında bakmıyorum. Çünkü içimde başka bir kavga var zaten.
Koşuyorum.
Bir çocuk yanaşıyor bu sefer. Küçük, ince, gözleri kocaman. Mendil uzatıyor.
“Abi alır mısın?"
Israr ediyor. Ben kaçıyorum. O peşimden koşuyor: "Abi alır mısın?"
Kim kimin peşinde belli değil artık.
Koşuyorum.
Metro durağında bir keman sesi…
Bir an duruyorum.
Gerçekten duruyorum.
O ses… Sanki birinin içi dökülüyor tellerin üstüne. Kalabalık akıyor ama o ses bir yerlere takılıyor. Bana takılıyor. İçime işliyor. Koşmayı unutuyorum bir an.
Demek ki insan bazen bir müzikle durabiliyormuş.
Ama hayat durmuyor. Ben yine koşuyorum.
Şunu fark ediyorum:
Gördüğüm her şey, içimde başka bir şeye dönüşüyor.
Koşuyorum...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.