2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
193
Okunma

Bazı ayrılıklar nefretten değil, mecburiyetten doğar. Bu ayrım küçük görünür; aslında her şeyi değiştirir.
Nefret, bir kapıyı gürültüyle kapatır. Mecburiyet ise kapıyı yavaşça örter, ardından bakar, bir kez daha bakar, sonra yürür. Yürürken içinde hâlâ o insan vardır. Bu yüzden en ağır ayrılık, kalbinde yer varken hayatında yer açamamaktır. İkisi aynı anda doğrudur ve bu ikili doğruluk, insanı uzun süre terk etmez.
Severek ayrılmak, alışılmış bir son değildir. Çoğu hikaye ya sevgi biterek ya da öfkeyle kapanır; bu iki kapanışı anlamak kolaydır. Ama sevgi yerli yerinde dururken vedaya zorlanmak, ayrı bir ağırlık taşır. Kitabın en heyecanlı yerinde sayfayı kapatmak ve bir daha açmamak gibi. Hikaye bitmemiştir; sadece devam edilememiştir. Fark büyük.
O noktada "keşke" devreye girer. "Keşke dünya bu kadar dar olmasaydı" ya da "keşke sadece sevmek yetseydi." Bu cümleler naif görünür ama değildir. Gerçek bir çaresizliğin dilidir. Dünyanın koşulları, iki insanın niyetinden daha güçlü olabilir; bunu kabul etmek, teslim olmaktan farklıdır.
Bazen cesaret, tutunmakta değil bırakmaktadır. Onun mutluluğunu kendi varlığından bağımsız dilemek, kolay bir erdem değildir. Çünkü insan, sevdiğinin mutluluğunu isterken aynı zamanda o mutluluğun içinde olmayı da ister. İkisini birden istemek doğaldır. Birini seçmek zorunda kalmak ise başka bir şey.
Yarım kalmış bir şarkı gibi. Bitirmek istemezsin ama durmak zorundasındır. O şarkıyı silmezsin; kalbinin bir köşesine kaldırırsın. Zaman zaman aklına gelir, söylemezsin. Bu unutmak değildir. Taşımayı öğrenmektir.
Boynu bükük ama onurlu bir duruş vardır burada. Kaderin karşısında diz çökmek değil; ona rağmen ayakta kalmak. Elinden geleni yapmış, yine de yetmemiş biri olarak yürümeye devam etmek. Bu, pes edişten farklıdır. Çok farklıdır.
Turgay Kurtuluş
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.