0
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
23
Okunma

Yürümek bazen ikiye bölünmektir. Bir ayak ilerler, öbürü hâlâ geride kalır. Ve insan ortada, ikisinin arasında, ne tam gitmiş ne tam kalmıştır.
Anadolu böyle bilir bunu. Dağlar bilir. Yıllar boyunca eğik duran başlar, sormadan anlayan tepeler. Orada bir sessizlik vardır ki gürültüden daha ağırdır. Söylenmemiş şeylerin ağırlığıdır bu. Birikmiş, bastırılmış, toprağa geçmiş.
Menekşe kurur bazen. Nedensiz değildir. Toprak yorulmuştur, dal üşümüştür, ya da sadece o mevsim artık o renge müsait değildir. Kuruyan şeyi suçlamak kolaydır. Ama kimse toprağa sormaz.
Hayat konserine geç kalınır bazen. Kapıdan girilir, herkes oturmuştur, müzik başlamıştır. Sessizce bir köşeye ilişilir. Kaçırılan kısım sorulmaz kimseye. Ama o kaçırılan kısım, içeride çalar durur. Yalnız, tekrar tekrar.
Kına gecelerinde ağlayan gelinler vardır. Neşeden ağladıkları sanılır. Oysa çoğu zaman başka bir şeydir. Bir kapının kapanacağını bilmektir. Bir eşiğin öte yanına geçilecektir ve geri dönülmeyecektir. O ağlamak, vedanın ta kendisidir.
Yalnızlık da böyle gelir. Kalabalıkta, gürültünün ortasında, herkes varken. İnsan orada tek kalır. Sesi çıkmaz. Çıkarmaz. Çünkü kim anlayacaktır, kim soracaktır, kim bekleyecektir o cevabı gerçekten.
Ar ikiye bölünür bir noktada. Yarısı kalır, yarısı gider. Hangisinin daha ağır olduğu belli değildir. Belki giden yarısı. Belki kalan.
Rüzgâr saçlara doluşur bazen. Dur demez. Sormaz. Gelir, geçer. Ve insan orada, rüzgârın geçtiği yerde, bir an için kendini hatırlar. Tam o an. Sonra yine unutur.
Ama o an olmuştur. Kimse alamaz.
Turgay Kurtuluş
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.