1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
204
Okunma

Vaktiyle dağların arasında, ulaşılması güç bir köyde yaşardı Zeynep. Köy o kadar sessizdi ki insanlar birbirleriyle gözleriyle konuşur, rüzgârın sesini duymak için nefeslerini tutarlardı. Zeynep ise bu sessizliğin içinde büyümüştü ama onunki farklıydı: O, doğuştan işitmezdi.
Köy halkı Zeynep’i anlamazdı. Onun elleriyle konuşmasını garipser, bazen korkar, bazen de gülerlerdi. “Neden ağzını kullanmıyorsun?” diye soran çocuklara Zeynep sadece gülümserdi. Oysa anlatacak çok şeyi vardı. Geceleri yatağında uzanır, ay ışığının odasına nasıl sessizce sızdığını izler, bir kuşun kanat çırpışının yarattığı titreşimi yüreğinde hissederdi.
Bir ilkbahar sabahı köye yaşlı bir adam geldi. Kimse onun adını bilmiyordu, sadece “Derviş” derlerdi. Derviş, köy meydanına oturdu, bir ağacın altında gözlerini kapattı ve hiç konuşmadı. Günlerce öyle kaldı. Çocuklar taş attı, kadınlar merakla baktı, erkekler alay etti. Ama Derviş susmaya devam etti. Ona yemek getirenler oldu, getirmeyenler oldu; o ne bir teşekkür etti ne de bir şikâyet.
Zeynep onu ilk gördüğünde, içinde bir şey kıpırdadı. Bu adam da onun gibi sessizdi ama farklıydı: Derviş’in sessizliği bir engel değil, bir seçimdi. Zeynep her sabah erkenden kalkıp Derviş’in yanına gitti. Önce yanına oturdu. Sonra gözlerini kapattı. İkisi de konuşmadı. Günler haftaları kovaladı.
Bir akşam, gün batımında Derviş birden gözlerini açtı. Zeynep’e baktı ve elleriyle işaret etti: “Senin sessizliğin bir yara değil, bir dil. Ve bu dil, kalbin en derin hazinelerini anlatır.”
Zeynep şaşırdı. Derviş işaret dilini biliyor muydu? Adam gülümsedi ve devam etti: “Ben de yıllar önce her şeyi duyuyordum ama hiçbir şeyi anlamıyordum. Ta ki susmayı öğrenene kadar. İnsanlar konuştukça kaybolur, sustukça bulurlar kendilerini.”
O geceden sonra Derviş köyü terk etti. Ama Zeynep artık eskisi gibi değildi. Köy meydanına çıkıp elleriyle anlatmaya başladı: Rüzgârın ne renk olduğunu, bir kar tanesinin düşerken çıkardığı sessiz çığlığı, annesinin gözlerindeki fırtınayı. Başta kimse anlamadı. Sonra bir çocuk, sonra bir kadın, derken bütün köy ellerini öğrenmeye başladı.
Yıllar sonra o köy, sessizliğin aslında bir şarkı olduğunu bilen tek köy oldu. Ve Zeynep, o köyün kalbi. Çünkü o öğretmişti herkese: Bazen en çok şeyi, hiç ses çıkarmadan anlatanlar bilir. Susmak, duymamak değildir. Susmak, duyulmayanı duymaktır.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.