1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
86
Okunma

Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine çıktığımız gün gökyüzü kurşun gibiydi. Köyden ayrılırken annem kapının eşiğine çöktü, elimi öptü. “Geri dönmezsen hakkım helal,” dedi. O an, sanki çoktan ölecekmişim gibi konuşuyordu. İçime bir ürperti düştü ama belli etmedim. Asker ağlamazdı.
Günlerce yürüdük. Dağlar, ovalar, şehirler geride kaldı. Sonra çöl başladı. Çöl dediğin şey toprak değildir; sabırla insan arasına giren bir düşmandır. Güneş, başımızda yakıcı bir cellât gibi durur, su tulumları boşaldıkça dilimiz dua etmeyi bile unuturdu. Geceleri yıldızlara bakar, “Hangisi benim kaderim?” diye düşünürdüm.
Bir gece en yakın arkadaşım Ali’yi kaybettim. Yanımda yürüyordu, sonra birden yere çöktü. Dudakları çatlamıştı. “Hasan,” dedi fısıltıyla, “anneme söyle… ben korkmadım.” Gözleri açık gitti. Onu kuma gömdüğümüzde ne bir imam vardı ne de vakit. Sadece rüzgâr ve boğazımıza düğümlenen sessizlik. O gün içimde bir şey öldü.
Yavuz Sultan Selim’i sık sık uzaktan görürdük. Yüzü taş gibiydi. Kimileri onu merhametsiz derdi. Ama bir gece, çadırların arasından geçerken bir askerin başında durduğunu gördüm. Asker ateşler içindeydi. Yavuz, diz çökmüş, sessizce dua ediyordu. O an anladım: Onun merhameti bağırmazdı, içe gömülürdü.
Ridaniye’ye vardığımızda ölüm artık ihtimal değildi; kesinlikti. Top sesleri göğü parçaladı. Kılıcımı kaldırdığımda ellerim titredi. Kaçmak istedim. Tam o sırada Yavuz Sultan Selim’in ön safa sürdüğünü gördüm. Oklar yağarken durmadı. Geri dönmedi.
“Bu adam ölmeyi göze almış,” dedim.
Ben neyi göze alıyordum?
İleri atıldım. Bir mızrak omzumu yardı, sıcak kan göğsüme aktı. Yere düştüm. Toz, kan, çığlık… Gözlerim karardı. Ölürken annemin kapı eşiğindeki halini gördüm sandım.
Ama ölmedim.
Savaş bitmişti. Mısır alınmıştı. Biz kazanmıştık deniyordu. Ama ben Ali’yi, çölde kalan yüzlerce askeri, isimsiz mezarları düşündüm. Bu nasıl bir kazançtı?
Kahire’de hilafetin Osmanlı’ya geçtiği ilan edildiğinde herkes tekbir getirdi. Yavuz Sultan Selim’in yüzüne baktım. Sevinmiyordu. Omuzları çökmüş gibiydi. Sanki bütün İslam âleminin yükü o an sırtına binmişti. Zafer değil, ağır bir emanet taşıyordu.
Köyüme döndüğümde annem beni tanımadı. “Hasan öldü,” dedi. “Bu gelen başka biri.” Haklıydı. Çünkü ben o çölden geri dönerken, kendimin bir parçasını orada bırakmıştım.
Şimdi geceleri uyanıyorum. Rüyamda hâlâ çöl var. Ali bana bakıyor, susuz. Yavuz Sultan Selim atının üzerinde, karanlığa doğru ilerliyor. Ben bağırmak istiyorum ama sesim çıkmıyor.
Tarihte padişahların adı yazılıdır. Ama bilin ki o satırların arasında, sessizce can veren askerlerin gözyaşı vardır.
Ben Hasan’ım.
Ve Mısır seferi, benim içimde hâlâ bitmedi.
5.0
100% (1)