0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
541
Okunma

Bir yaz sabahı
dereşıhımız güneşin altın ışıklarıyla uyanmıştı.
Evlerin bacalarından dumanlar yükseliyor.
Taş tozlu yollar
çocukların kahkahalarıyla canlanıyordu.
Hafize, Halit, Adile ve küçük Ömer
harabın önünde papatya çayırında oyun oynuyor.
Ellerinde ipler, topaçlar, meşe ağacı mazılarından misketler.
Gözlerinde merak ve heyecan.
İlk iş saklambaç oldu.
Hafize ve Adile bir ağacın arkasına saklandı.
Halit taşların ardına gizlendi.
Ömer sessizce çiçeklerin arasında bekledi.
Seherin rüzgârı yaprakları dans ettiriyor.
Çocukların kahkahalarını haraptan aşağıya
camiye doğru, dereşıhın içlerine dolup taşıyordu.
Atayla davut bir köşede oturmuş arkadaşlarıyla
Onları seyrediyorlardı.
Bir çalının altında küçük bir kutu parladı.
İçinde minik çanlar ve tatlı akide şekerleri vardı.
“Sihirli bir hazine!” dedi Halit.
Harap bir anda büyülü görünüyordu gözlerinde.
Derenin kıyısında Ömer taşların üstünden zıpladı.
Kendi patikasını keşfetti.
Çocuklar onu takip etti.
Eski bir değirmenin önüne geldiler.
Değirmen taşları suyla dönüyordu.
Derenin ardında gizli bir yol ortaya çıkıyordu.
Ahlat Dağı’na uzanan bir yol.
Patikanın sonunda dev bir ceviz ağacı vardı.
Dalları gökyüzüne uzanıyor.
Yaprakları ışıkla dolgun yemişleriyle mistik mistik sallanıp titriyordu.
Cevizin gövdesinde kovuk vardı.
Kutular, çanlar, şeker lokumlar ve bayram hediyeleri saklıydı.
Çocuklar tatlılarını aldı.
Rüzgâr yaprakları dans ettiriyor.
Derenin su melodisi oyunlara eşlik ediyor.
Güneş saçlarını yanık rengiyle boyuyordu.
Köy meydanı yatsıdan sonra mum ışıklarıyla doldu.
Evlerin önünde ateşler yanıyor.
Kazanlar kaynıyor.
Tatlılar paylaşılıyordu.
Köylüler bir araya gelip sohbet ediyordu.
Çocuklar ip atladı, top oynadı.
Saklambaç oynayanların kahkahaları
dereleri doldurdu.
Dağcı oğlan ateşin başında eski hikâyeleri anlatıyordu.
Gençler tatlıları ve şekerleri birbirleriyle paylaşıyordu.
Şaziye, Fatma, Halime ve Halit
hem işlere yardım ediyor, hem kardeşlerini gözetliyordu.
Rüzgâr, ışığı dereşıhın her köşesine serpeleyip büyüyle saçıyordu.
Halime ip atlamaya başladı.
Her ip atlayışı rüzgârla karışıyor,
Sanki ip de kendi oyununu oynuyordu.
Taş ve çimen üzerinde tozdan ışık oyunları oluşuyor.
Her ip atlayışı bir sahne gibi
dereşıhtan günümüze kesit olarak yansıyordu.
Halit dere kenarındaki taşlardan zıplıyor.
Gizli yollar keşfediyor.
Kırık çömlek parçaları buluyordu.
Parçaların yanında eski bayramlar, oyunlar, tarifler vardı.
Eskiden oynanan oyunların minik anekdotları da…
Ömer bir keklik sürüsünün peşinden koştu.
Kuşlar gizli yolları gösteriyordu.
Kınalı kekliklerin kanatları beşpınarın derelerinde suya değdikçe,kıpır kıpır küçük
küçük umutlar saçılıyordu.
Ömer kuşları takip ederken
eski dereşıhtan gizlenen hazinelerin bir kısmını buldu.
Minik taşlar, yapraklar ve çiçeklerle dolu
sır bahçesi gibiydi.
Yol, Ahlat Dağı’na açılıyordu.
Göllü Kadın evinde baklava ve höşmerim hazırlıyordu.
Oğlu Mehmet çocuklara tatlı ikram ediyordu.
Onun elleri sihirli gibiydi.
Tatlıları sadece lezzetli değil
mutluluk yayıcıydı.
Osman Dede değirmende un öğütüyordu.
Çocuklara un yapmayı öğretiyordu.
Her öğütme sesi harapta yankılanıyor.
Mehmet Koca’nın kağnısının gıcırtısı gibi
yeni bir melodi yaratıyordu.
Kezban Ebe bacada bazlama hazırlıyordu.
Çocukların heyecanını görünce onları kucakladı.
Dereşıhın her köşesine
toprak ve ekmek kokusu yayılıyordu.
Biz hatırlayan son kişiler olarak
dereşıh semalarında yürüdük.
Bozan Kayasındanaşağı kuş bakışı harabın ve dereşıhın O neşeli çocuklarının izlerini sürdük,
Neslimizin kahkahasını, tatlı kokusunu ve
rüzgârın taşıdığı küçük hatıraları içimizde hissettik…
Harabın dereleri, bağları, pınarları
ve dereşıh köyü insanları…
Hepsi bir masal gibi birbirine dokunmuştu.
Hoş bir Seda ile…anılarda…
O eski yeşilderenin büyüsü,dilden dile gönülden gönüle;
çocukların kahkahasında,
buğday unu bazlamamsı kokusunda ve
rüzgârın taşıdığı hayallerin ışık hüzmesinde
Hatıralar arasında yerini alarak günümüzde
hâlâ yaşamaya devam ediyor.
Hasret ve özlemle
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.