Hakikat aleyhine hürriyet olamaz. -- salazar
Kenan Gündemir
Kenan Gündemir

Hastane Koridoru

Yorum

Hastane Koridoru

0

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

15

Okunma

Hastane Koridoru

Hastane Koridoru

Gece yarısına doğruydu. Ankara’nın hastanelerinden birinde, koridorlar her zamanki gibi loş ve sessizdi. Sadece uzaktan gelen makine sesleri ve arada bir açılıp kapanan kapılar…

Zeynep, plastik sandalyelerden birine oturmuş, ellerini sıkıca birbirine kenetlemişti. Gözleri kapalıydı ama uyumuyordu. Üç gündür neredeyse hiç uyumamıştı zaten.

Yoğun bakımın kapısının üzerindeki kırmızı ışık yanıyordu.

İçeride annesi vardı.

Her şey çok hızlı olmuştu. Bir sabah kahvaltı hazırlarken fenalaşmış, sonra ambulans, sonra hastane… Doktorların söylediği kelimeleri Zeynep hâlâ tam olarak hatırlayamıyordu. Sadece “kritik” kelimesi aklında kalmıştı.

Saatler geçtikçe insanlar değişiyordu. Yanındaki koltuklara başka bekleyenler geliyor, kimisi ağlıyor, kimisi sessizce dua ediyordu. Ama Zeynep hiç hareket etmedi.

Çünkü kalkarsa… sanki annesi yalnız kalacakmış gibi hissediyordu.

Bir ara cebindeki telefonu titredi. Ekranda “Anne” yazıyordu. Donup kaldı.

Arayan kişi aslında annesinin numarasını kullanan komşularıydı. Evde kalan eşyalarla ilgili bir şey soruyorlardı. Zeynep kısa cevaplar verdi, telefonu kapattı.

Ama o birkaç saniye… “Anne” yazısını görmek… içini parçaladı.

Başını duvara yasladı. Çocukluğunu düşündü. Annesinin saçını okşayarak onu uyuttuğu geceleri… Okula geç kalmasın diye sessizce kapıyı kapatışını… Hastalandığında sabaha kadar başında bekleyişini…

“Ben hiç hazır değilim,” diye fısıldadı.

Kapı açıldı.

Zeynep hızla ayağa kalktı. Doktor çıktı. Yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu aslında, ama yine de konuşmasını bekledi.

“Biraz daha iyiye gidiyor,” dedi doktor.

O an dünya durmadı. Büyük bir mucize de olmadı.

Ama Zeynep’in dizleri çözülecek gibi oldu. Sandalyeye geri oturdu ve ilk kez ağladı. Sessizce değil—içinden koparak, tutmadan.

Çünkü günlerdir tuttuğu her şey, o tek cümleyle çözülmüştü.

Sabah olduğunda güneş hastane camlarından içeri süzüldü. Zeynep hâlâ oradaydı. Yorgun, uykusuz… ama içinde küçük bir umutla.

Ve o an anladı—

Sevdiklerimiz hep yanımızda kalmayacak belki.
Ama onların bize verdiği sevgi… en karanlık gecelerde bile insanı ayakta tutmaya yetiyor.

Zeynep o geceyi tam olarak hatırlamıyor. Gözyaşları bir ara dinmiş, sonra yeniden başlamıştı. Sabaha karşı bir hemşire gelip “Biraz hava alın, yoruldunuz,” dedi. Zeynep başını salladı ama gitmedi.

Doktorun söylediği “daha iyi” kelimesi, bir süre sonra yerini daha somut bir cümleye bıraktı. Sabah sekize doğru yoğun bakımın kapısı açıldı ve Zeynep, annesinin tekerlekli sandalye ile çıkarıldığını gördü. Gözleri açıktı. Solgundu ama bakıyordu.

“Anne?” dedi Zeynep, sesi çıkmıyor gibiydi.

Annesi başını hafifçe çevirdi. Dudaklarını kıpırdattı, tam olarak bir şey duyulmadı ama Zeynep anladı. “Burada mısın?” diyordu.

“Buradayım anne,” dedi Zeynep eğilip alnına dokunarak. “Hiç gitmedim.”

---

O gün Zeynep hastaneden çıkmadı. Hatta o hafta neredeyse hiç çıkmadı. Annenin odasına geçirildiği ilk günlerde Zeynep kendini sürekli bir şeyler yaparken buldu: su vermek, yastığını düzeltmek, doktorları yakalamak, raporların peşinden koşmak. Yapılacaklar listesi bitmek bilmiyordu.

Bir akşam annesi biraz kendine gelmişti. “Kızım, sen hiç durmuyorsun,” dedi. Sesi hâlâ zayıftı. “Hastanenin en hızlı koşanı sen oldun.”

Zeynep gülümsedi. “Senden öğrendim, koşmayı.”

Annesi gözlerini kıstı. “Zor şeyler öğreniyorsun bak.”

“Zor şeyler de kolay unutulmuyor anne.”

Annesi sustu. Sonra Zeynep’in elini tuttu. O el, yıllar önce onu okula götüren, yarasına merhem süren, kaybolduğu bir alışveriş merkezinde panikle arayan eldi. Şimdi incecik, damarları belli belirsiz, ama sıcaktı.

---

Zeynep işe bir hafta ara vermişti. Bir eczanede çalışıyordu, kalfalık yapıyordu. Patronu sağ olsun, “Ne kadar durman gerekiyorsa dur” demişti. “İşler bekler.”

Ama Zeynep bir süre sonra annesinin de “Sen git işine” demeye başladığını duydu. Önce nazikçe, sonra biraz daha ısrarla.

“Ben kendime bakarım artık, hemşireler burada. Senin hayatın da var.”

Zeynep işe döndüğü ilk gün tezgahta dururken, bir ara düşündü: Hayat dediğimiz şey, annenin yoğun bakımda yattığı günlerle, işteki sıradan bir günün nasıl yan yana durabildiğidir. Bir tarafta ölümle burun buruna, diğer tarafta “bu ilaç reçeteli mi” sorusu.

Ve insan ikisini birden taşıyor.

---

İki ay sonra annesi taburcu oldu. Zeynep onu evine götürdü. Eski eşyalar, eski kokular… Annesi mutfak sandalyesine oturdu, derin bir nefes aldı.

“Ev gibisi yok,” dedi.

Zeynep çay koydu. İlk kez annesine kendi elleriyle çay hazırlamak bu kadar anlamlı gelmişti. O günlerde hastane koridorlarında içemediği çayın hasretiyle.

Birlikte oturdular, konuşmadılar bile uzun süre. Sadece pencereden süzülen akşam güneşini izlediler.

Zeynep o an anladı ki bazen iyileşmek, eskiye dönmek değildir. Bazen iyileşmek, yeni bir şekilde devam edebilmektir. Eski gibi olmayacak belki. Ama yine de olacak.

---

Bir sabah Zeynep erkenden kalktı. Annesi hâlâ uyuyordu. Mutfağa geçti, çay koydu. Sonra masaya bir not bıraktı:

“Bugün işe erken gidiyorum. Akşam seninle yürüyüşe çıkalım. Yavaş yavaş.”

Notu bırakırken düşündü. Geçen yıl böyle notlar yazmazdı. Her şeyi konuşarak hallederdi. Ama şimdi… bazen yazmak da iyiydi. Belki de en iyisiydi.

Kapıyı kapatırken arkasından baktı. Evin içi sessizdi, ama artık o sessizlik korkutucu değildi.

Çünkü Zeynep artık biliyordu:

En karanlık gecelerin sabahı da vardır. Ve o sabah, kollarını açıp seni karşılamasa bile… yine de doğar.

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Hastane koridoru Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Hastane koridoru yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Hastane Koridoru yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL