11
Yorum
22
Beğeni
5,0
Puan
250
Okunma

Bilyelerim nerede…
Belki bir sokak aralığında kaldı, belki de çocukluğumun avuç içlerinde yuvarlanıp gitti. Ne zaman içim daralsa, ne zaman kalabalıklar arasında kendimi yalnız hissetsem, aklımın bir köşesinden usulca bu soru yükselir. Bilyelerim nerede…
Oysa ne kadar da yakındılar bir zamanlar.
Toprakla temas eden dizlerimiz, avuçlarımızda biriktirdiğimiz o camdan küçük dünyalar… Her biri ayrı renk, ayrı hayal, ayrı umut. Bir bilyeye bakarken sadece cam görmezdik biz; içinde dönen renklerde koca bir evren saklıydı sanki. Kazandığımızda dünyanın en zengin çocuğu olurduk, kaybettiğimizde ise sanki kalbimizden bir parça eksilirdi.
Şimdi düşünüyorum da…
O sokaklar nerede? O bağırışlar, o koşuşturmalar, o içten kahkahalar… Şehrin gürültüsü yuttu hepsini. Betonlar yükseldikçe çocukluklarımız alçaldı sanki. Eskiden oyun oynadığımız sokakların yerinde şimdi arabalar park ediyor. Bir zamanlar “bir el daha” diye yalvardığımız akşamüstleri, şimdi aceleyle yetişmeye çalıştığımız saatlere dönüştü.
Büyüdük.
Evet, büyüdük… Ama ne kadar büyüdük gerçekten?
İçimizde bir yerlerde hâlâ o bilyesini kaybetmiş çocuk duruyor. Belki takım elbise giymiş, belki ciddi konuşmalar yapıyor, belki hayatın yükünü omuzlarında taşıyor… Ama bir köşede hâlâ o eski oyunun yarım kalmışlığı var. Çünkü bazı şeyler tamamlanmaz; sadece unutulmuş gibi yapılır.
Bilyelerim nerede…
Bir dostlukta saklıydılar belki. Hiç hesap yapmadan paylaşılan ekmekte, hiçbir karşılık beklemeden kurulan arkadaşlıklarda… Şimdi her şeyin bir karşılığı var. Her sözün bir bedeli, her gülüşün bir sebebi aranıyor. Oysa biz sebepsiz severdik. Nedensiz gülerdik. Birlikte olmanın kendisi yeterdi.
Şimdi kalabalıkların içinde yalnızız.
O zamanlar yalnızlığın ne olduğunu bilmezdik. Çünkü bir sokak, bir oyun, bir avuç bilye yeterdi insanı insana bağlamaya. Şimdi ise insanlar yan yana ama yürekler uzak. Gözler başka yerlere bakıyor, kulaklar başka sesleri dinliyor. Kimse kimsenin gerçekten yanında değil.
Ve zaman…
Zaman en çok bizden aldı o bilyeleri.
Yavaş yavaş, fark ettirmeden… Önce birini unuttuk, sonra diğerini. Sonra bir gün baktık ki avuçlarımız boş. İçimiz dolu gibi ama aslında eksik. Çünkü o küçük cam parçalarının içinde saklı olan şey, aslında koca bir masumiyetti.
İnsan büyüyünce her şeyi anlıyor sanıyor.
Ama bazı şeyleri anlamak değil, hissetmek gerekiyormuş. Biz hissetmeyi çocukken biliyormuşuz. Sevinci de hüznü de en saf haliyle yaşıyormuşuz. Şimdi ise duygular bile ölçülü, tartılı, kontrollü…
Bilyelerim nerede…
Belki de kaybolmadılar.
Belki sadece üzerlerini hayat örttü.
Belki bir gün, bir sokaktan geçerken, bir çocuk kahkahası duyduğumuzda, bir toprak kokusu içimize dolduğunda yeniden hatırlayacağız yerlerini. Eğilip yerden bir bilye alır gibi, geçmişten bir anı kaldıracağız avuçlarımıza.
Ve o an anlayacağız…
Aslında aradığımız bilyeler değilmiş.
Aradığımız, o bilyelerin içindeki bizmişiz.
Şimdi ne zaman içim daralsa, ne zaman kalbim yorulsa, yine aynı soruyu soruyorum kendime:
Bilyelerim nerede…
Cevabını biliyorum aslında.
Biraz geçmişte, biraz içimde, biraz da hâlâ bulmayı umut ettiğim o masum günlerde…
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.