0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
66
Okunma
Küsen köpek
Haziran ortalarıydı.
Beklemekten usanmış, çarşı ile tamirci arasında gelip gitmekten yorulmuştu..
Nihayet öğlen sonu saatlerde, tamirci:
‘Muhtar tamam..’ demişti.
Muhtar bezgin, yorgun sordu:
‘ Borcumuz?.’
Birazın ödedi, ‘ kalanı eski hesaba..’ dedi.
Usta istemeyerek; ‘ peki..’ dediyse de boynunu da büktü.
Muhtar farkına vardı ya görmezden geldi; borcunun hayli kabardığını biliyordu. Çünkü tamire, mazota gelmedikleri, parça ısmarlamadıkları hafta yoktu
‘ Kangallılar başımıza bu hurdayı sardınız..’ dedi, muhtar.
Tamirci alınmış olmalıydı;
‘ Alırken bana mı danıştınız..’ dedi, çıkışırcasına.
Muhtarın oğlu Irmak dayanamadı;
‘Sana mı danışacaktık!..’
Usta, ustalıklı bir yanıtla, onları bağladı, yumuşaktan:
‘ Ne kadar bilirsen bil, yine de bir bilene danış, demişler oğlum!’ dedi.
Muhtar:şaka yollu:
‘ Bir dahaki sefere.. ‘ deyip oğluna döndü:
‘ Yürü gidelim, akşam oldu.
Irmak traktörün direksiyonuna geçti, kontağı taktı, çevirdi;
Motor ‘garr, gurr!’ çalıştı, harekete hazırdı:
‘ haydı baba bin!’
Hareket edip köylerine doğru yol alıyorlardı. Köyleri Divriği’ye bağlıydı.
Tamir için hep Kangal’a geliyorlardı.. Bura yolu biraz daha iyiydi, düzlüktü. 45 Km. doğusundaydı.. Köylerinin dağları görünüyordu.
Kangal ovasında arpalar ağarmış, kırlaşmış; biçim zamanı yaklaşmış, ekinler başak tutmuş ama henüz yeşildi. Yol boyunca çayır otlarını, yoncalarını biçenler ‘(tırpanla) vardı..
Koyun sürüleri salınmaya başlanmıştı..
Baba oğul derin düşüncelere, hülyalara dalmışlardı..
Sürülerden yükselen çan ve kelek seslerini duydukça muhtarın yüreği sızlıyor, içinden; ‘ koyun sürüsünü verip, bu hurdayı almakla hata ettim , hata.. Bunun tamirine döktüğümüz paralar bir yana, gelmeler, gitmeler; onunla bununla uğraşmalar… ‘ diyor, içi burkuluyor, içinden bir şeylerin koparıldığını, yılanların, akreplerin soktuğunu his ediyor, oğluna belli etmeden gözlerini siliyordu.
Irmak liseyi bitirmiş, bir yüksek okula girememişti.
Bir ay sonra askere gidecekti. Almancı bir ailenin kızıyla nişanlamak istiyorlardı ama kızı seviyor muydu, sevmiyor muydu; kendisi bile emin değildi, kararsızdı.
İşte o da bunları düşünüyordu.
İkisi ayrı düşünceyle; artık bir hurda gibi gördükleri, su alan bir tekneyle duygu denizinde yol alıyor gibiydiler.
Yollarına aniden bir koyun sürüsü çıktı. Acı bir frenle durdular. Sürünün köpeği havlayarak kendilerine doğru geldiyse de çoban onu azarladı. Yollarına devam ettiler…
Bu kez koyunlarıyla birlikte verdikleri köpeklerini düşünüyorlardı.;
‘Ama ne köpekti, halis, saf kan kangal ırkı... bunun gibi hımbılın biri değildi..
Onun zamanında köyde kurdun koyun aldığı olmamış, görülmemişti; dağlarda kurdun nesli kesilmiş gibiydi. Sırf sürüsünün değil, tüm köyün
koruyucusuydu., hele geceleri köye gelenleri mutlaka karşılar…
yabancıysa köye koymaz… yabancıyı, köylüsünü, köyden de akrabalarla, akraba olmayanları ayırt eder, ona göre davranırdı, akrabaları, onların mal ve davarlarını da ayırt eder, korur kollardı. Tam bir koruyucuydu, bekçiden daha iyi bir koruyucu, eses...
Baba oğul bu düşüncelerdeyken, Irmak:
‘Baba köpeği niye verdin, vermeseydin, olmaz mıydı!’
Muhtar:
‘ Oğlum, koyunsuz köpek kapıda tutulmaz; hele bu kangal ise..’
Irmak:
‘ Ne olurdu, hiçbir şey olmazdı!’
‘ Çok şey olurdu, oğlum, çok şey. Elin davarına gider, boğuşur, boğdururlar; kavga çıkar; köyde ekmek verirler hayvan salaklaşır, yalakalaşır...’
Koyunları verip traktörü aldıkları çiftliğe yaklaşmışlardı.
Irmak:
‘Eve gelenlerin iyi niyetle mi, kötü niyetle mi geldiklerini bilirdi..’
:
‘ Vallahi baba kusura bakma da, onu vermemeliydin. O bir sürü koyuna bedeldi.. Sen adama iki sürü koyun vermiş oldun
Muhtar:
‘ Artık üstüme gelme oğlum, gelme!..’ diye bildi, öfkesinden.
Bir müddet daha yol aldılar… Irmak, yumuşaktan alarak;
‘ Geçenler çarşıda karşılaşmıştık da, ağanın ağzı kulağına varıyor, sevincinden; anlata, anlata bitiremiyor; o anlattıkça, ben ağlamaklı oluyordum. . Bu traktörü satıp o koyun sürünü alabilirsin, amma öylesi bir köpeği bulamazsın…’
Tam çiftliğin çitlerine yaklaşmışlardı, su arkı boyunca ağaçlar;
kavaklardan uçuşan beyaz tüycükle, yeşil saklım dallarıyla söğütler.. Bir iğde kokusudur içlerini sardı ki…içleri ısındı, karamsarlıkları dağıldı, neşelenir, burayı sever oldular…
Irmak;
‘ Baba uğrasak mı?!’
‘ Haydi uğrayalım!’ dedi, muhtar..
Irmak aracı iyice yavaşlattı, virajı genişçe alıp çiftliğin genişçe olan dış giriş kapısından içeri geçtiler. Traktörden inip ilerlediler
. koyun sürüsü kapıda; çomarları da sürünün berisinde, yol kenarında, ön ayakları uzanmış, arka ayakları üstün, başları yoldan yana olduğunu görünce heyecandan kalpleri duracak gibiydi… Şimdi gelecek sürtünecek inltili özlem sesleriyle ön ayaklarını omuzlarına atıp o da özlemini giderecek diyor, o düşünceyle;
Muhtar:
‘ Çomar, çomar!..’ deyip ses verince, Çomar kalktı, şöyle bir bakışla süzdü, süzdü’ benden ne kötülük görmüştün ki..’ dercesine; arkasını döndü, aynı çömelişle yattı…
Muhtar;
‘ Haydi oğlum, payımızı, dersimizi aldık, gidelim!:
K ü s m ü ş !..’’ dedi, ağlıyordu !.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.