1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
159
Okunma
Bursa’nın yeşil tepelerinde, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte uyanan Defne, küçük valizini kapattı. Çocukluğundan beri hayalini kurduğu Hollanda yolculuğu sonunda başlamıştı. Ailesiyle vedalaşmadan otobüse bindi ama içinde tarifsiz bir heyecan vardı.
Bir kaç saat sonra havaalanına vardı ve
uçağa bindiğinde, pencereden Uludağ’ın karla kaplı zirvesine son bir kez baktı.
“Bir gün geri döneceğim,” diye düşündü. Yolculuk uzun ama umut doluydu.
Amsterdam’a vardığında, havada serin bir rüzgâr ve taze kahve kokusu vardı. Şehrin kanalları, bisikletleri ve rengârenk laleleri Defne’yi büyüledi.
Yepyeni bir başlangıca adım atmıştı Defne.
İlk gün, küçük bir kafede oturup sıcak çikolatasını yudumlarken, yan masadaki yaşlı bir kadın ona gülümsedi. Kadın, Türkçe “Hoş geldin” dediğinde Defne şaşırdı. Kadın yıllar önce Bursa’dan göç etmişti.
İkisi uzun uzun konuştular. Kadın, Hollanda’da yeni bir hayat kurmanın zorluklarını ama aynı zamanda güzelliklerini anlattı. Defne o an anladı ki, nerede olursa olsun, insanın kalbinde taşıdığı yer hep onunla birlikteydi.
Akşam olduğunda Defne, kanal kenarında yürürken gökyüzündeki turuncu gün batımına baktı. Bursa’nın sıcaklığıyla Hollanda’nın serinliğini aynı anda hissetti. Yeni bir başlangıcın ilk günüydü.
Ertesi sabah Defne, kaldığı küçük pansiyonun pençeresinden dışarı baktı.
Yağmur ince ince yağıyor, damlalar kanalın yüzeyinde halkalar oluşturuyordu.
Içinde garip bir huzur vardı. Her şey yabancıydı ama bir o kadar da tanıdıktı.
Kahvaltıdan sonra yaşlı kadının verdiği adresi cebine koydu ve dışarı çıktı.
Kadın Türklerin sıkça buluştuğu bir kültür merkezinden bahsetmişti. Defne oraya vardığında, içeride çocukların Türkçe şarkılar söylediğini duydu.
Gözleri doldu. O an, uzaklarda bile köklerinin yeşermeye devam ettiğini hissetti.
Günler geçtikçe Defne, şehri adım adım keşfetmeye başladı. Sabah bisikletle işe giden insanlara karışıyor, akşamları kanallar boyunca yürüyordu. Bir yandan Hollanda dilini öğreniyor, bir yandan da Bursadan yanında getirdiği küçük defterine her gün yeni bir şey yazıyordu.
Bir gün, o defteri eline alıp sayfaları karıştırırken, ilk sayfada kendi el yazısıyla yazılmış bir cümle gördü:
" Bir gün geri döneceğim"
Gülümsedi. Artık biliyordu ki, geri dönmek sadece bir yere değil, kendine dönmekti.
Bursa’nın yeşilini, Uludağ’ın karını, annesinin sesini kalbinde taşıyordu.
O akşam Defne, kanal kenarındaki aynı kafeye gitti. Yaşlı kadın yine oradaydı. Iki fincan sıcak çikolata söylediler.
Kadın: " Artık burası da senin evin" dedi.
Defne başını salladı.
" Evet", dedi, " artık iki evim var"
Ve o anda yağmurun altında, yeni hayatının kök saldığını hissetti.
Gökyüzü griydi ama Defnenin içi ışıl ışıldı.
Yağmur damlaları saçlarından süzülürken, uzakta bir kilisenin çanları çalmaya başladı.
Her ses, her koku, her renk artık ona yabancı değildi.
Kanalın kenarından yürürken cebinden küçük defterini çıkardı. Son sayfaya titrek bir el yazısıyla şunu yazdı:
" Her yolculuk, insanın kendini bulma hikâyesidir".
Defne defteri kapattı. Derin bir nefes aldı.
Bursa’nın yeşilini, Hollanda’nın mavisini, iki dünyanın arasında büyüyen kendi rengini düşündü.
Artık tamamen giden ne de tamamen kalan biriydi.
O, iki yeri birbirine bağlıyan bir köprüydü.
Yağmur dindiğinde gökyüzünde bir gökkuşağı belirdi.
Defne gülümsedi.
Yeni hayatı başlamıştı, sessiz, sade ama umut dolu bir başlangıç.
O an içinden geçen tek düşünce şuydu:
" Her son, bir başlangıcın habercididir".
Kanalın sularında gökkuşağın renkleri dans ederken. Defne kendi yansımasına baktı. Artık o, hayallerinin peşinden gitmiş bir kadındı.
Bir adım attı, sonra bir adım daha.
Her adımda geçmişin izleriyle geleceğin ışığı birleşti.
Ve Defne, kalbinin iki yurdu arasında, kendi yolunu buldu.
Gökkuşağı yavaşça silinirken, şehir sessizliğe büründü.
Defne başını kaldırdı, derin bir nefes aldı.
Yeni hayatına, kendi hikâyesine doğru yürüdü.
*Ne tamamen gerçek, ne tamamen hayal...
Ama ikisinin arasında, tam da kendisi gibi.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.