0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
98
Okunma

Toz, zamanın en sadık hizmetkârıydı. Fısıltı gibi çökerdi her şeyin üzerine, sessiz ve sabırlı. Zeynep’in çocukluğundan kalma kitapların, kırık dökük eşyaların, içi boşalmış çerçevelerin üzerindeki o ince örtü, onun da hayatına sinmişti.
Küçük antika dükkânı, şehrin en tenha ara sokaklarından birinde, iki apartmanın arasına sıkışmıştı. Zeynep, rafların arasında bir hayalet gibi dolaşıyordu. Müşteriler nadir uğrar, gelenler de ya meraktan ya da yanlışlıkla girmiş olurdu. Oysa bu dükkân, dedesinden kalmıştı. Dedesiyse bu raflardaki her bir eşyanın hikâyesini bilir, her toz zerresinin hangi rüzgârla geldiğini anlatırdı.
Zeynep artık onları dinlemiyordu. Raflar o kadar kalabalıktı ki, her şey birbirine girmiş, eski gazete küpeleri, sararmış danteller, akrebi durmuş saatler… Hepsi sessizdi. Zeynep de öyle.
Bir gün, dükkânın kapısındaki çıngırak alışılmadık bir tınıyla çaldı. İçeri giren adam, uzun pardösüsü ve dikkatli bakışlarıyla Zeynep’e sıradan bir müşteri gibi gelmedi. Rafları tararcasına geziyor, hiçbir şeye dokunmuyor, sadece bakıyordu.
“Bir şey mi arıyorsunuz?” diye sordu Zeynep, sesinde yılların yorgunluğu vardı.
Adam durdu. “Evet,” dedi yumuşak bir sesle. “Ama ne olduğunu bilmiyorum.”
Zeynep, bu cevaba şaşırdı. Adam, en arka rafa, güneşin hiç girmediği köşeye yöneldi. Orada, yıllardır kimsenin bakmadığı, Zeynep’in bile varlığını unuttuğu bir raf vardı. Üzerindeki toz, bir kadife gibi kalındı. Adam, o raftaki tek eşyayı, küçük, siyah bir kutuya işaret etti.
“Şunu alabilir miyim?”
Zeynep, kutuyu uzatırken elleri titredi. Kutunun üzerindeki tozu silerken, altında yıpranmış bir gül motifi ortaya çıktı. Bu kutuyu dedesinin çalışma masasında görürdü. İçinde ne olduğunu hiç merak etmemişti. Merak etmeyi unutmuştu.
Kutu açıldığında, içinden sararmış bir kâğıt ve bir anahtar çıktı. Kâğıtta, dedesinin el yazısıyla yazılmış bir adres vardı.
Adam, kâğıda baktı ve gülümsedi. “Bu, dedemin kayıp saatini bulmama yardım edecek,” dedi. “Bu anahtar, onun yıllar önce kapattığı atölyesinin anahtarı. Sanırım eşyalar, sahiplerini bulmak için bekler.”
Zeynep, adamın elindeki anahtara öylece bakakaldı. O an, yıllardır dükkânı çalıştırdığını, ama aslında sadece beklediğini fark etti. Raflardaki tozu silmekle, eşyaları düzenlemekle vakit geçirdiğini; ama onların hikâyelerini, tıpkı kendi hayatındaki hikâyeleri unuttuğu gibi unuttuğunu hissetti.
Adam, kutuyu satın alıp ayrıldıktan sonra, Zeynep uzun süre o boş rafa baktı. Sonra eline bir bez aldı. Ama bu kez sadece tozu silmiyordu. Raflardaki her eşyayı teker teker eline alıyor, onlara yeniden bakıyordu. Kırık bir vazonun çatlaklarında, eski bir fotoğrafın solmuş yüzünde, sessizce bekleyen bir saatte kendi ihmal ettiği anıları buluyordu.
Güneş batarken, dükkânın içi altın sarısına boyandı. Zeynep, elinde tozlu bir kitapla, rafların arasında durdu. İlk kez, bu kadar kalabalık içinde yalnız olmadığını hissetti. Her bir eşya, kendine ait bir fısıltıyla ona bir şeyler anlatıyordu.
Toz, hâlâ oradaydı. Ama artık sadece bir unutuş değil, aynı zamanda her şeyin bir gün yeniden hatırlanmak üzere sabırla beklediğinin de bir işaretiydi. Zeynep, rafları temizlemeye devam etti, ama bu kez onları susturmak için değil, onları dinleyebilmek için.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.