0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
180
Okunma

Sis, sabahın ilk saatlerinde vadinin üzerine ağır bir battaniye gibi çökmüştü. Top sesleri günlerdir susmuştu ama sessizlik, barışın değil, yorgunluğun işaretiydi. Savaş bitmiş gibi görünüyordu; oysa geride kalanlar için hiçbir şey bitmemişti.
Ali, terk edilmiş siperlerin arasında yürüyordu. Üniforması çamurdan sertleşmiş, rengi tanınmaz hale gelmişti. Omzunda taşıdığı çanta artık silah değil, hatıra doluydu: kırık bir pusula, ismi silinmiş bir mektup ve kim olduğunu hatırlayamadığı bir askerin fotoğrafı. Savaşın ortasında herkes bir başkasına benzemeye başlıyordu.
“Burada biri kalmış olmalı,” diye mırıldandı kendi kendine. Çünkü savaşlar sadece öldürenleri değil, unutulanları da bırakırdı geride.
Bir siperin dibinde eski bir defter buldu. Sayfalar nemden kabarmıştı. İlk sayfada titrek bir el yazısı vardı:
“Eğer biri bunu bulursa, bilsin ki biz buradaydık. Sadece savaşmadık, korktuk da. Sadece emir almadık, bekledik de. Ve en çok, unutulmaktan korktuk.”
Ali sayfaları çevirdikçe, savaşın resmi olmayan yüzüyle karşılaştı. Bir askerin annesine yazamadığı mektuplar, bir diğerinin hayalini kurduğu küçük bir köy , bir başkasının hiç öğrenemediği çocuğunun adı… Hepsi yarım kalmış cümlelerdi.
Bir an durdu. Etrafına baktı. Sessizlik daha da ağırlaşmıştı. O an fark etti: savaşın en derin yarası, kaybedilenler değil, hatırlanmayanlardı.
Defteri kapattı, çantasına koydu. Belki de görevi hâlâ bitmemişti. Belki de onun savaşı, artık insanları öldürmek değil, unutulanları taşımaktı.
Sis yavaş yavaş dağılırken Ali yürümeye devam etti. Arkasında bıraktığı her adım, toprağa değil, hafızaya kazınıyordu.
Ve o gün, savaşın ortasında ilk kez bir şey kurtarılmıştı:
Birinin hatırlanma ihtimali.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.